30 Temmuz 2012 Pazartesi

Aşkın Laneti

Dün eski bir telefonuma işim düştü telim bozulunca.Eh öle olunca eski defterler açıldı…Yada bu durumda eski mesajlar demek uygun olacak..

Mesajlar,alınan notlar insanda böyle bir bu kim yaa hissi uyandırıyor.Acımayla karışık bir yabancılaşma.İnsan kendine bile yabancılaşıyormuş zaman geçtikçe onu gördüm.

Ama asıl etkileyici olan bir zamanlar beni çok sevmiş yada en azından öyle olduğunu iddaa etmiş eski sevgiliden gelmiş ve saklanmış olan mesajlardı. Ne kadar büyük laflar edilmiş,ne kadar çok sevilmiş sanki hiç bitmezmiş gibi.Kendime olduğu kadar o adama da artık yabancılaştığımdan garip geldi ;Şimdi ayda yılda bir haber aldığım adamın bir zamanlar “hayatı” olmam…

Buraya kadar normaldi..geçmişle yüzleşip şaşırmak,yabancılaştığını hissetmek kaldıramayacağım duygular değil sonuçta…Beni sarsan şimdi o mesajları şu anki sevgilimden alıyor olmam.Bitmiş bir ilişkiyle ortak noktası olan bir ilişkiye sahip olmak o ortak nokta güzel bir detay bile olsa pek de sevindirici olmuyor.

Öyle büyük laflar etmenin ancak geleceği güldürdüğünü bilmek gerek. O zamanlar bitmez sandığım ilişki bitti. Yani bu durumda şimdiki ilişkim niye bitmesin,niye bir gün gelip o duyguları hissetmesin…Tabiî ki demek istediğim her ilişki bitcek en iyisi kız kurusu olmak ondan değil.Ama ilişkide sonsuza kadar sürecekmiş gibi davranırken bir yandan da arka planda ama bak bitebilir bir gün herkes gidebilirim tek kalacak olan sensin diyebilmek…
En azından benim kendimce çıkardığım sonuç bu…

Bir zamanlar aşık olunmanın yada olunduğunu sanmanın laneti ömür billah yakanızı bırakmaz ..bu da ikinci çıkardığım sonuç…

Demek ki neymiş telefonun bile eskisi kafa karıştırırmış…

26 Temmuz 2012 Perşembe

Psikiyatrik Mırıldanmalar

• Aşırı sevinç, aşırı coşku
• Yeni fikirler, hızlı düşünme
• Her zamankinden fazla konuşma isteği
• Artan aktivite ve enerji
• Değişen algılama (başka bir dünyada olma duygusu, sese karşı duyarlılık, keskin algılama)
• Artan yaratıcılık
• Azalan uyku ihtiyacı
• Artan ilişki isteği
• Önemli olma ve bütün ilgilerin merkezinde olma duygusu
• Artan kendine güven, yapmaya karar verdiği her işi başaracağı duygusu
• Aşırı duyarlılık, gerginlik, sabırsızlık
• Artan cinsel ilgi
• Artan para harcama
• Huzursuzluk, karmaşa
• Günlük yaşam seyrine uymamak

Bunlar mani-hipomani belirtileri.Yani pskiyatik bir rahatsızlık.Tamam bundan sonra depresif bir dönem başlıyor,ve tamam bunların aşırısı olunca hayatı özellikle çevremizdekilere çekilmez hale getirebiliriz ve kendimizi hoş olmayan durumlara sokabiliriz ama yinede bunları okuyunca hipomaniye(mani durumunun daha hafif formu) girsem keşke azcıkta olsa diyen sadece ben miyim?

P.S: böylede uzun cümle kurarım işte:P paragraf sorusu hazırlıycak adamım potansiyelimi farketseler:)

13 Temmuz 2012 Cuma

Canım hem yuva kurmak hem de eğlenmek ister !


Evlenmek olayı hep gözümüze büyütülerek sokulan bir şey.

Bu evlenip mutlu sonla biten filmler var ya,onlar sizi gerçekten evliliğe özendirdi mi?
Çünkü beni evlilikten soğuttu.Hayatım bir filmse evlendikten sonra bitcek ve artık izlenecek bir yanı kalmayan sıkıcı bir şeye dönüşcek hissiyatı yarattı.

26 yaşında hala evlenmeyen birine yazıkkk yaaa diye bakan ve 28 yaşında evlenmek mi yok ya daha neler diyen iki arkadaş ortamı için de sıkışmış durumdayım.

Bir gün mümkünse evlenmemek yok illa olcaksa yurt dışına gezmeye gitmişken hadi evleniveriyim kadar basit bir şekilde kurtulmak isterken ,ertesi gün 40 gün 40 gece sürcek masalsı bir düğün kurgulayacak kadar kendini bilmezim.

Bunların hepsi de evlilik olayının fazla büyütülerek gözümüze sokulmasından taa küçüklükten itibaren.

Sorun ne istediğini bilmeyen ben değil , beni bir şey istemek zorunda bırakan toplumdur.

10 Haziran 2012 Pazar

Günlerden Mutsuzluk



O kadar mutsuzum ki bidaha hiç mutlu olamayak gibi hissediyorum.
Değersiz,başarısız hissediyorum.
Gelecek için umutsuz hissediyorum.
Emek verip bir yere ulaşamadığımı görüyorum ve isyan etcek gücüm bile yok.
Kapana kısılmış gibi hissediyorum..
Halime şükretmem gerekiyor biliyorum ama o olgunluğa gelemiyorum bir türlü.
Tek umudum bakış açımın adet öncesi sendromu nedeniyle çok kötü olması,geçtikten sonra da böyle kalmak ise korkum...


24 Mayıs 2012 Perşembe

Aradığınız Emlak Hurriyetemlak.com'da!


Emlağa dair her şeyi tek çatı altında buluşturan www.hurriyetemlak.com, çok seçenekli güncel ve detaylı ilanlarıyla, gelişmiş arama özellikleri ve kullanıcı dostu tasarımıyla, sektöre dair güncel haberleri ve istatistiki bilgileriyle, tam anlamıyla emlak sektörünün nabzını tutuyor.

Satılık ve kiralık daireler, ofisler, iş yerleri ve tüm konut projelerini bulabileceğiniz www.hurriyetemlak.com, sunduğu çok sayıda seçenekle size aradığınız emlağı mutlaka bulma olanağı sağlıyor.

İlanlarda okul, hastane, restoran, alışveriş merkezi gibi çevre bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Video desteğiyle gayrimenkulü içindeymişcesine izleyebiliyorsunuz. Baktığınız evin ya da iş yerinin net konumunu harita üzerinde görebiliyorsunuz.

Bu kadar kolaylık ve çok seçenek varken www.hurriyetemlak.com’da, aradığınız emlağı ya da emlağınızın talibini bulmanız an meselesi!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

17 Mayıs 2012 Perşembe

Acımadı kii


Bazen var ya acı acının merhemi oluyor.O zaman mazoşistleri anlıyorum işte.Yok ben kendime zarar vermiyorum ama baş edemediğim bir acı çıkınca karşıma kabuk bağlamaya başlayan ama bağlamamış bir acımı kanatıveriyorum...Sonuç mu? Bir sürü kabuk bağlamaya çalışan ve acıyan yara

15 Mayıs 2012 Salı

Çünkü sen hiç yoksun. Hiç olmadın


Eski sevgili hakkında bin tane görüşme ve onu pişman etme senaryom vardı.

Ne biliyim birinde hamile olduğum halde çok fittim o görüyordu beni, böyle bir yıkıma uğruyordu, iç sesi diyordu ki bu bebek bizim olabilirdi…Gerçi bu hayalimde olduğumdan biraz daha uzundum ama anneliğe şu an çok uzak olan biri olarak bu hayali kurabiliyorsam o sırada boyumun uzun,popomun küçük olduğunu da hayal edebilirim dimi ama?

Diğerinde işte ben acil serviste nöbetçi doktorken bu geliyordu yaralanmış böyle öldü ölcek ben ağlıyordum,yanında oturuyordum,bana bin tane itiraf yapıyordu.Ölürken yanımda sen olcaksın elimi tutcaksın demiştim bak oldu falan diyordu.Ben de ühüü ühüü ama yaşlı olmamız lazımdı falan diyordum.

Neyse bin tane böyle piskopat görüşme fantezim vardı ki biz kötü ayrılmadık,ben şu anki ilişkimde mutluyum,onun benden sonra ciddi bir ilişkisinin olduğunu duymadım ki kendi de senden sonra sevemedim kimseyi modunda. Ama işte  beni de eskisi kadar sevmediğinden ayrıldığımızdan, kendim kendimin rakibiyim dolayısıyla eski ben’e “bakk beni de seviyor hala seni sevdiği kadar” diyebileceğim bir buluşmaya ihtiyacım vardı.

Tek sorun bu buluşma geldiğinde ben hazır değildim.

Aradı, bulunduğum şehirdeymiş ,görüşelim dedi…tamam dedim.Sonra korktum.

Görüştüğümüzde beni tamamen arkadaş olarak görüyor olmasını görmekten…
Görüştüğümüzde bana tamamen aşık olmasından…
Görüştüğümüzde bensiz çok mutlu olmasından…
Görüştüğümüzde bensiz çok mutsuz olmasından…

Her olasılıktan korktum işte. Bunlar karşısında benim ne hissedeceğimden korktum.Sana dönüş yok,kapalı o yol benim için ama sana dönmek istersem diye korktum. Beni hiç sallamadığın için sana dönmek istersem diye korktum..ve dönmediğim için ömür boyu “ya dönseydim” sorusunu sormaktan korktum.

Sonra kendime dedim ki..simge sen bu durumu sevgiline söleyemezsin, ne kadar “aaa biz arkadaşız” ayağına yatsan da olmaz.Sen korkup falan etmiyorsun tabiî ki de sevgilini düşünüp bu buluşmayı iptal etmen lazım…Ve ettim.Biliyorum bana çok kızdın. Gerçekten bir arkadaş olarak görüşemiyecek mişiz demek diye mi kızdın yoksa senden vazgeçtiğimi görmek mi kızdırdı seni?

O buluşma hiç olmayacak belki ,bunların hiç birini bilemiycem ama tek bildiğim..Ne ben o eski benim,ne sen o eski sensin…


13 Mayıs 2012 Pazar

En Yaratıcı Anneler Günü Hediyesini mi Arıyorsunuz?



Anneler Günü’nün en yaratıcı hediyesini aramanıza artık gerek kalmadı. Vestel'in bu yılki Anneler Günü’ne özel tasarladığı Anne Bak N’aptım Facebook uygulamasıyla, annenizin sevinç gözyaşları garanti :)

Malum, sosyal medyanın popülerliği arttıkça, “kaç yaşında olursa olsun, yeter ki gözümün önünde olsun” diyen annelerimiz, Facebook’ta da “arkadaşımız” oldular. Bir hesap açar açmaz da genelde yaptıkları ilk iş, profil ya da kapak fotoğraflarına biricik evlatlarının resimlerini koymak oluyor.

İşte buradan yola çıkan Vestel, Facebook sayfasındaki Anne Bak N’aptım uygulaması ile kullanıcılara, Anneler Günü’nü Facebook’ta “anne stili” kutlama şansı veriyor. Vestel'in bu uygulamasıyla, Anneler Günü kutlamanızı Facebook kapak resminize taşıyıp, annenize olan sevginizi dünyaya ilan edebiliyorsunuz. İsterseniz kendi annenizin fotoğrafını şablonlara yerleştirerek kendinize özel bir tasarımla, isterseniz de önceden hazırlanmış tasarımlardan birini kullanabiliyorsunuz.

Üstelik, annesi için tasarım yapanlar çok özel bir indirime de hak kazanıyor. Bu Anneler Günü’nde annesine en yaratıcı hediyeyi vermek isteyenler buraya:

http://gid.io/AnneBakNaptim

Bir bumads advertorial içeriğidir.



9 Mayıs 2012 Çarşamba

Dayak mı istiyor senin canın?


Şiddet bu kadar var mıydı yoksa şimdi haber değeri mi oldu?

Hekime şiddet değerli bir doktorun ölüm haberi gelmeden önce yok muydu sanıyorsunuz.Vardı ve benimde şahsen katıldığım medyaya bu konuyu ele alması için yapılan ricalar,baskılar da vardı.Kimse önemsemedi tabiî ki..Neden ?..haber değeri yoktu.

Sonra ne oldu 85 yaşındaki bir hastanın ölümünü bildirdiği için 17 yaşındaki biri tarafından öldürülen gencecik bir doktor, bir de geride 3 aylık bir hamile eş kalınca birden haber değeri oldu. Halkın vicdanını rahatsız etti. Ortada olan bir soruna önlemler alınması için birinin ölmesi mi gerekiyordu? Önemli olan yaşam ve güvenlik hakkı değil,halkın vicdanının rahatsız olması ve olayın medyaya yansıması mı?

Kişilerin özellikleri farklı olsa gene aynı derecede tepki mi verilirdi yoksa oh ölsün tabi mi denirdi merak etmiyor değilim. Bunu merak etmem bile durumun vahametini ortaya koyuyor bence.

Şimdi doktorların, öğretmenlerin yaşam güvenceleri yok. Siz doktor, öğretmen olmayanlar size sıra gelmeyecek mi sanıyorsunuz cidden? Ya da bu olaylar beni etkilemez bana ne mi diyorsunuz?

Bir de şiddetin bu kadar artması arkasındaki neden görülmezden mi gelinecek? Hedef gösterilen doktorların, öğretmenlerin mesleklerini yapamadığı bir toplumda sağlık ve eğitim ne olacak? Ve de kişiye özel kanunların bir günde çıktığı ülkemizde ne zaman şiddeti destekleyen nitelikteki kanunlara bir çözüm bulunacak?

4 Mayıs 2012 Cuma

Cevap Gereken Sorular

Bazen cevaplarını bulamadığım sorular soruyorum kendime.Sonra da küçük bir kız çocuğuymuşum gibi azarlıyorum kendimi gene mi bilmiyorsun niye bilmiyorsun diye.

 İşte gene böyle aklıma takılan bir soru var bu aralar.

Hayat bir oyun mu?
Kendimizle, karşımızdakiyle durmadan bıkmadan oynadığımız… Peki oyunsa eğer bu oyunda kazanan kaybeden var mı gerçekten? Tüm kurduğumuz tuzaklar, kurduğumuz planlar, haklı olmak için yaptığımız hesaplar oyunun parçası mı?
Kırmızı tuttum kuralları ben koycam desem dinlerler mi beni?
Ben sıkıldım oynamıycam, verin topumu eve gidiyorum ben desem…beni dışlarlar mı?
Peki oyun yoksa aslında biz sıkılmamak için ortaya çıkartıp oynadıysak,şimdi de unuttuysak bizim yarattığımızı,bizim ortadan kaldırabileceğimizi..böyle zoraki gönüllüler olarak oynuyorsak hala ,hatırlayan çıkar mı gerçeği,kurtarır mı kahramanımız bizi bu çarktan?
Yoksa kahramanlar da sadece masallarda mı,bizim kahramanımız sadece biz mi olabiliriz?

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Olmuşken Erkek Olsun

Ben erkeklerle daha rahat arkadaş oluyorum. Şimdi bunu diyince beni erkeklerin dibinden ayrılmayan ilgi budalası kızlardan sanmayın, değilim.Çok yakın kız arkadaşlarım yok mu,tabiî ki var.Bir derdim olduğunda gidip konuşmak istediğim dostum kız mı,evet.Ama işte arkadaş olmak başka bir şey ve kesinlikle erkeklerle çok daha kolay.
Bahsettiğim şey, hani bir ortama girersin pek kimseyi tanımıyorsundur,ya da arkadaşın seni başka bir arkadaşıyla tanıştırır falan.Yani dostluk değil sadece iki laf edip arkadaşlık yapman gereken bir ortam.Hıh işte o ortamda ben erkeklerle muhabbet ederim,yada eğer tanıştırıldığım kişi erkekse kasılmadan çok rahat konuşurum.
Flört etmekle de alakası yok bunun.Sadece erkekler daha rahatlar,daha direkler.Senle tanıştıklarından akıllarından en fazla hmm güzel kızmış,hmm çirkinmiş beğenmedim geçiyor.Sonrası rahat işte muhabbet ya ilerliyor ya da ilerlemiyor.Ya arkadaşlığınız devam edebilir ya da etmez.Birde sizi muhhabete daha kolay dahil ediyorlar.Dahil olmak için sorduğun soruları,yaptığın yorumları önyargısız şekilde değerlendiriyorlar.Hatta hoş bir kızsan sana kolaylık bile sağlıyorlar.Dolaysız, açıklar.Herşey çok net. Yaşı bile önemli değil 3 yaşında da olsa 70 yaşında da olsa erkekler böyle.

Oysa kızlarda durum böyle mi? Ben de dahil olmak üzere biz kızlar zoruz.
-Selam kızlar bu arkadaşım Simge
-Aaa merhaba şekerimmm (Hmm saçları güzelmiş acaba kendi rengi mi, yok yok kesin değildir ya.Poposu da büyükmüş.O pantolunu giymeye nasıl cesaret ettiyse,üstündekini nerden aldı acaba ben de alıyım bana daha çok yakışır zaten,Ay kemalin yanına mı oturcak yoksa,oturmasın kayıyım da diğer tarafa otursun.Bu cilve falan yapar şimdi…)  Gel şekerim sen buraya otur bak sana yer açtım..

Sonra birkaç kız muhabbeti sonrası başlarlar senin anlamadığın, anlatmaya tenezzül etmeyecekleri bir dedikodu hakkında konuşmaya. Öle noldunu anlamaya çalışan salak olarak oturursun ortalarında.

Bir de ben bu kızlarla tanışma olaylarında çok kasılıyorum sanırım bende onlardan biri olduğum için ve konuşmadan birbirimizin amaçlarını anladığımız yine de anlamamış gibi davranmamız gerektiğinden. Şaka yapamazsın, geyik yapamazsın ciddiye alabilirler. Dedikodu yaptıkları kişiyi kötüleyemezsin dışarıdan birisi kötüleyince birden savunmaya geçebilirler. İltifat etsen yalaka olursun, bir şey söylemesen kendini beğenmiş olursun.Hiç bir şey yapmasan bile nedensiz yere senden kötü elektrik alıp yokmuşsun gibi davranabilirler ya da laf sokabilirler durup dururken.Belki abartıyorum ama durum yine de budur.

Benim küçükken evcilik oynadığım arkadaşım bile erkekti ya. Üst komşumuzun oğlu ve  kız kardeşiyle oynuyorduk. Kız kardeşi çocuğumuz oluyordu ve tabiî ki aramızda kim baba olacak tartışması çıkmıyordu. Salak salak yemek yapıyorduk, çocuğu doktora götürüyorduk falan. Son derece rutin bir hayatımız vardı yani. Sonra bu arkadaşlarıyla çok maça gidiyor diye mi ne öle bir neden yüzünden ayrılmaya karar vermiştik.Tabi çocuğumuz da babasında kalmıştı çocuğun kardeşini alamayacağımdan.Apartmandan da taşınmışlardı zaten,yan sokağa mı ne.Ama ben çocuğumu yurt dışına kaçırdı göstermiyor bana bunalımlarında gezmiştim bir süre.Mal çocuk bir de arada gelir başkalarıyla oynuyorum diye bana laf atardı falan,bizi ne çabuk unuttun diye. Yine de kız tribini çekmekten iyidir ama erkeklerin salaklıkları.

25 Nisan 2012 Çarşamba

İdeal mi? Yok öyle bişey..

Benim ciddi bir dişçi fobim var. Hani önce sorunu kabul etceksin,çözüm için en önemli adım budur falan derler ya.Ben bu en önemli adımı attığım halde çözüm falan yok ortada. Benim bir kontrol manyağı olmamın yanı sıra, o garip aletlerin ağzına sokulması, asfalt delmek için kullanılan o titreşimli aletin küçüğüyle beynimin delinmesi, o sırada ağzımda hortumlar falan olması tükürüğünü bile yutamaman gibi dişçi ayrıntılarının da bu fobimde büyük katkısı var. 

Ben dişçi konusunda böyle psikopat olunca dişçi seçimi yapmak için de baya bir efor sarfetmem gerekiyor.Bir kere benim ne kadar manyak olduğumu anlayışla karşılaması gerekiyor. 

Bildiğin gıcık hastayım; her şey benim kontrolümde olcak,ağzımın içinde ne yapacağını-yaptığını bilcem,ben dur diyince durcak,dişime dokunmak için bile önce uyuşturacak.Şahsen ben doktor olarak böyle hastaları pek sevmem ondan işin başında dişçiye huyumu söylüyorum ki ikimizde sinir olmayalım sonra birbirimize. Öyle babacan yaklaşımla sen sus bakıyım ben en doğrusunu bilirim tavrı bende işe yaramıyor. Dişçi he he öyle olcak diye beni koltuğa oturtturup sonra anlaşmamızı bozduğu için ağlamışlığım bile var o koltukta, hem de bu yaşta. 

İdeal dişçiyi bulmak zor olduğu için arama konusunda oldukça uzmanlaştım.Bi kere erkek olacak.Cinsiyet ayrımcılığı yaptığımdan değil eminim çok çok iyi kadın dişçiler vardır.Ama ben orda uf oldu die naz yaparken bir erkek bunu daha kolay hoş görüyor.Sonra elleri büyük olmayacak,öyle ağzımı yırtacak kadar açmamı istemesin bizahmet.Sonra ilk elektrik çok önemli.Ben her şeyi bilirim havası sezersem direkt kaçıyorum oradan.Bu aşamaları geçerse de ne kadar manyak olduğumu,dişçiden ne kadar korktuğumu,ağzımda bin tane alet varken göz kırparak verebileceğim cevaplar dışında soru sorulmasına ne kadar gıcık olduğumu falan hepsini anlatıyorum.Hatta en sevmediğim şey olmasına rağmen doktor olduğumu bile söylüyorum ki yaptığı işlemleri bana da anlatırsa anlayabileceğimi bilsin.Yani ideal sevgili bulmak bile daha kolay benim için. 

Bu uzun uğraşlarım sonucunda en sonunda ideal dişçimi buldum, daha doğrusu ben öyle sandım. Tüm kriterlere uyuyordu,manyaklıklarımı anlattım anlayışla karşıladı.Sonra koltuğa geçme zamanı gelince de beklediğimden de iyiydi.İğne yapmadan önce uyuşturmak için kirazlımı ahududulumu şeftalilimi uyuşturucu jel sürüyüm diye bile bana danıştı.Ben ah demeye kalmadan yüzümü buruşturunca bile durdu,ne yaptığını anlattı falan her şey o kadar güzeldi ki mutluluk sarhoşu oldum nerdeyse,kafamı delmesi bile katlanılabilir bir hal aldı.Neyse bir iki gittim geldim,sonra bir gün beni cebimden aradı dişimin nasıl olduğunu ağrı olup olmadığını sordu.Ben mutluluktan nasıl saflaştıysam “ne kadar iyi bak hastalarını takip de ediyor” falan diye düşünerek bıdı bıdı anlattım kaç ağrı kesici aldığımı nasıl yemek yediğimi falan. Bir daha ki diş randevusu verilirken de o gün nöbetim var diğer gün olsun diye bir konuşma geçti. İdeal dişçim de bu fırsatı değerlendirip “nöbetin nasıl gidiyor simge” diye mesaj attı. Ben o kadar saflaşmıştım ki “nöbette dişin ağrıyor mu” diye sorsa ah ne iyiii diye mesajına karşılık verirdim sanırım ama neyse ki aptallaşmamışım sadece saflaşmışım “ona ne yaaa” diye düşünebildim ve cevap atmadım.Sonra durdum düşündüm tamam adam iyi dişçi ama biz biraz fazla muhabbet ediyoruz sanki,nerelere gittiğimi soruyor,durmadan diş bahanesiyle arıyor.Ben de saf saf adama yüz vermişim ki mesaj atcak noktaya gelmiş.

Bir dahaki diş randevusuna gitmesem olmaz ağzımda geçici dolgu var, parayı vermemişim daha. Üstelik hala ideal dişçi olduğunu sanıyorum,kaçırmak istemiyorum.Neyse dedim nasolsa son randevu gidiyim hiç konuşmadan atlatırım. Bir dahaki randevuya kadar da ortam durulur bende ideal dişçimi kaybetmeden bu durumdan sıyrılım.Ama bu akıllı da son randevu olduğu için dışarıda bir randevu koparmak peşinde olduğundan benim planım işe yaramadı. 
 -Dün mesaj attım simge, cevap yazmadın? 
-Nöbet işte yoğundum. 
-Anladım..Simge erkek arkadaşın var mı?
 -Varr 
-Hmmmm 

Sonra ideal dişçimin nasıl bir canavara dönüştüğüne şahit oldum. O düşünceli adam gitti yerine tüm hıncını zavallı dişimden çıkaran bir canavar geldi.Nerdeyse tekme atcak kadar canım acıyor bu hiçç sallamıyor tamam bitti dayandan başka bir şey demiyor bir yandan da işkencesine devam ediyor.Bir de üstüne bir daha gelme imalarında bulundu giderken. 

 Adam benle flört etmek için prensesmişim gibi davranıyormuş meğersem. Yalnız beni yüzüme spot ışıkları doğrultulmuş, ağzım bir karış açık salyalar akarken,o ışıkta her bir bıyığımı ,burun kılımı,siyah noktamı,sivilcemi falan gördükten sonra nasıl içinden öpmek gelecekti hiç bilmiyorum.Hele benim dişçi fobim varken,erkek arkadaşımın dişçi olma paradoksunu düşünemiyorum bile. 

 P.s:evet biliyorum dişçi değil diş doktoru,yalnız şimdi hepsini düzeltmeye de üşeniyorum,mazur görün artık.

22 Nisan 2012 Pazar

2*2

"İki kere iki dört çekilmez bir şey. iki kere iki dört, bana sorarsanız, bir küstahlıktır. iki kere iki dört ellerini böğrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa sola tükürük atan bir külhanbeyinin ta kendisidir. iki kere iki dördün yetkinliğine inanırım, ama en çok övülmeye değer bi şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir" -Dostoyevski

3 Nisan 2012 Salı

Vicdan, sussan diyorum?



Vicdanımı rahatsız etcek çok şey yapıyorum. İyi olup olmama kriterim vicdanımın rahat olup olmamasıyken bu durum benim kötü biri olduğumu gösterse de değilim. Ya da her şeyi öyle masum bir kılıfa sokuyorum ki vicdanım içerde bas bas bağırırken kimse çıkıp beni suçlayamıyor.Kendim bile..

Çok kişinin ahını alıyorum, genelde erkeklerin hatta hep erkeklerin. Ve bilseler ahlarını alcak şeyler yapıyorum ama ruhları duymuyor. İşin kötüsü de yapmamam gerektiğini,vicdanımın hiç hoşnut kalmayacağını bildiğim halde yapmaya devam etmem.

Ben hayır demekte, birini yüzüne bakarak hayal kırıklığına uğratmakta kötüyüm. Ben ayrılamam da mesela kimseden. Hayır diyememem evet olarak davranmam anlamına da gelmiyor ama. Birine hayır senin istediğin gibi olmıycak bu işler diyemiyorum,hmm tamam bakalım diyorum en fazla ama sonra gidip kendi bildiğimi okuyorum.Eh o da daha bir dumur olmuş oluyor bu durumda ama en azından buna ben değil var olan durum neden olmuş oluyor.Birde yüzüme yavru köpek bakışı yerleştirip “napıyım tek şansım buydu” bahaneleriyle sözde bir “kusura bakma” diyince hallediyorum işleri.Hayır demekten daha mı kolay,değil.Karşı tarafı daha mı az etkiliyor,hayır hatta hazırlıksız yakalanıyor.Ama ben bunu yapmaktan vazgeçmiyorum yinede.

Ayrılma konusunda da baya bir süre benden niye ayrılıyorlar diye gezdim. Sonra fark ettim ki ben onları ayrıltıttırıyorum.O kadar ilgisiz o kadar alaycı davranıyorum ki.Önce kaçıyor elimden sanırım moduna girip daha da yapışıyorlar.Bende iyice sinir olup daha da kötü davranıyorum.Sevgi göstermiyorum,taktir etmiyorum,hatta sezdirmeden başkalarıyla flört bile ediyorum.Ama hiç birini bilinçli yapmıyordum.Sadece hissettiğim gibi davranıyordum.Ama her kaçan kovalanır olayında olduğu gibi çocuk “aa yeter artık” diyip pes edip ayrılma aşamasına gelince ben panik olup niye gidioo halbuki çok sevmiştim diye karalar bağlıyorum.

Gene bu modaydım sanırım. Gene karşımdakini test ediyorum,sınırını zorluyorum.Ben ne kadar kötü olsam benle beraber olmaya devam eder acaba sorusuna cevap arıyorum.En azından bu sefer bilinçsiz değilim,içimdeki canavarın farkındayım ve bu sefer o canavarın bu ilişkiyi mahvetmesine izin vermeyeceğim.

2 Nisan 2012 Pazartesi

İşte Aranan İkili: Projektör ve Kamera

">Bir kamera düşünün ki kaydettiğiniz anılarınızı küçük ekranlara sığdırmanızı istemiyor. Kaydettiğiniz görüntüleri geniş duvarlara ve istediğiniz herhangi bir yüzeye yansıtmanıza olanak sağlıyor. Yeni Sony Handycam, projeksiyon özelliğiyle her alanı bir sinema salonuna çeviriyor. Kısa ve eğlenceli tanıtım videosunu izledikten sonra siz de neden bahsettiğimi anlayacaksınız.

Eskiden bilimkurgu filmlerinde rastladığımız teknolojilerden biri daha hayatımıza giriş yaptı. Şimdi isterseniz kışın ortasında önceki yaz tatilinizi evinizin duvarına yansıtarak sevdiklerinizle izleyebilir hatta bunu bir alışveriş merkezinin dinlenme alanında bile yapabilirsiniz. Sony Projektörlü Handycam seçimi size bırakıyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

27 Mart 2012 Salı

Paralel Evren


Daha 25 yaşındayım ve tek hayat bana az geliyor desem ne demek istediğimi anlar mısınız? Eğer benim gibi hissettiyseniz anlarsınız sanırım ancak.

Sanırım çok kitap okuduğumdan ve kendimi kitaplara hep fazla kaptırdığımdan bir sürü hayat yaşayabilme olayı bana çok aşinadır. O kitabın kahramanı sayesinde bir sürü maceraya atılıp, bir sürü aşk yaşayıp bir sürü olay atlatırım kendimi bildim bileli.

Bu hayal dünyasını geliştiren süper bir şey gibi durabilir ama değil. Çünkü yetmemeye başlıyor kitaptaki kahramanla yaşamak. Kendi hayatında ancak tek bir öykünün olması moralini bozuyor.Ne biliyim böyle iki yol çıkıyor ya karşına bazen hayatta.Seç birini diyorlar,istiyorum ki birini seçip yaşadıktan sonra dönüp öbürünü de yaşayım onu da görüyüm.O diğer yoldan mahrum kalmak benim hayatta bişeyler mi kaçırıyorum duygusunu yaşamama neden oluyor.Hep bir aklım başka yerlerde kalmış oluyor.Hep yaşayamadığım hayatları merak ediyorum.Geçmişte takılı kalmaktan başka bir şey bu.Keşke diğer yolu seçseydim değil aklımdaki.Acaba diğer yolu seçseydim şu an ne oluyor olcaktı aklımdaki soru.Anı yaşa diyorlar ya hep.Ben başka andaki Simgeyi merak ediyorum işte.

Eğer kelebek etkisindeki gibi paralel evren falan gibi fantastik şeyler varsa ilk beni gönderinde öğreniyim içim rahat etsin bir huzura eriyim.

21 Mart 2012 Çarşamba

Uzun yolları aştım da geldim


Ben sınava çalışmak için ailemin evine geldiğimden seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli avutmasında bir ilişki yaşıyorum. Sevgilim İstanbul’da, eh hafta sonları falan filan bahaneleriyle görüşmek gerekiyor ki gözden uzak olan gönülden de uzak olurmuşa geçiş yapmayalım.

Onun benim yanıma geldiği zamanlar iyi hoş.O bile sorunlu gerçi benim için.İstediğim gibi gıcıklık yapamıyorum,surat asamıyorum.Çocuk buraya kadar gelmiş bak hem yarın da gitcek iyi davran onaa diyen bir iç ses sayesinde canım canım modunda yeniden ilişkinin ilk günlerindeki uysal hallerimi yaşıyorum.Tabi kompanse etmek içinde tüm cırlamalarımı telefonda, mesajda yapıyorum. Hem de gelmesine yakın dönemde, böylece barışma şeysine daha güzel oluyor canım canım halleri…

Benim onun yanına gitmem ise, benim için bir işkence.Hele çevresine o hala benim mesajı vermem gerekmese hiç gitmem. Ama işte yapcak bişey yok nadir de olsa ben de onun yanına gidiyorum.Bir kere zaten sevgilin seni uzun süredir görmedikten sonra öle otobüste pestilin çıkmış halde görünce bence hiç etkili bir buluşma olmuyor.Sonra sabahın köründe kalk git,otobüse bin o kadar yolu git.Ben huysuz olmayım da kim olsun sonra??

Bir de otobüste yanıma kim oturcak stresi var ki son yoluculuğumda piyango bana vurdu.Şu tekli koltukların olması en büyük nimetlerden biri.O dandik kekleri onların olsun ama her otobüs öyle olsun ya.Bir de tabi tvlerin gelmesi iyi oldu.Yoksa yanıma geveze, yanındakinin tüm hayatını ,babasının maaşını falan merak eden bir tip oturunca yolda indirin beni diyesim geliyordu.Ki ben açar kitap okurum,ne biliyim kulaklık takarım müzik dinlemesem bile kulaklıkla dururum.O kadar da konuşmaya uzak biriyim otobüslerde.Buna rağmen dur durak dinlemeyen teyzeleri neyse ki tvdeki kim kiminle evlencek programları durdurdu.Onu izleye izleye gidiyorlar biz de rahat ediyoruz.

Ama bu sefer yanıma tvnin bile durduramayacağı bir tehlike oturdu.Çocuklu kadın..Şimdi ben çocuk severim aslında,yani böyle alıp abidik gubidik yapıyım sonra verip annesine uzaklaşayım isterim.Ama tüm yol boyunca sesi işkence aletlerine taş çıkartcak bir çocukla olmak mı?Almayım..Bir de böyle yılışık anneler yok mu,tam onlardan.Oturdu çocuğun benimle uğraşası falan yok, kadın bana bir merhaba dememiş tam her şey yolunda sanırım derken “annecim bak yanımızda abla varmışşş baksana annecim ..”Şimdi zorla tanıştırılmaya çalıştığımız bir çiftken ben sallamasam onu, çocuk hayatının darbesini yicek ilerde pskoloğunda neden kızlara teklif edemiyorum seansı sırasında beni hatırlayacak sonra bir sürü bedduayla uğraş uğraşabilirsen..Ondan el mahkum aman ne şirin şeymiş diye gülümsememle kadının çocuğu benim kucağıma ben diyim vermesi siz anlayın atması bir oldu.Kadın bu kadar mı bıktın çocuğundan yaa..acaba bana bırakıp kaçcak mı bebeyi nedir anlamadım direkt attı üstüme..Bende dışarıya bak hadi sen diye buna bir iki araba gösterdim sonra hiç ilgilenmedim.Dedim şimdi o işkence sesiyle ağlamaya başlar ben de annesine veririm bir daha da almam ağlıyor diye.Artık tüm yol kucağımda durması işkencesindense 5 dkka zırlamasını çekebilirim sanırım.Ben böyle planlar yaparken annesinin kucağıma atmasındaki asıl nedeni anladım.Bebek gak guk huzursuzlandı ben he tamam beklediğimden de erken oldu diye sevinirken hopp kustu.Tamam el kadar bebek ne kuscak İskender yicek değil ama yinede kusmuk yani..Ve ben sevgilime gidiyorum ve nasolsa bir gece kalcam diye pijama dışında yedek bişey yok çantamda.Neyse ki tam kuscağı sırada annesine döndermiştimki o çocuğunun kusmuğundan kurtulmak için pis planlar yapan anne kusmuktan kurtulamadı o da nasibini aldı.Neyse bende çocuğu bunun kucağına attım tabiî ki.Üstümü falan sildim parfüm sıktım hatta parfüm banyosu yaptım ama yok geliyor o koku burnuma burnuma ne yedirdiyse artık el kadar çocuğa.Acaba napsam üstümdekini çıkartıp montun altında sütyenle kalıp “aşkım sana sürpriz yaptımm” ayağı mı yapsam tarzında bin tane plan kurdum ama bulamadım uygun bişey. En azından ben bunları düşünürken yol çabuk geçti de geldik İstanbul’a..
Otobüsten indim tabi canım aşkım diye sarılma modunda bekliyor beni.
-Ay Burak sarılma zaten fenalık bastı çok sıcak, hadi şu senin evin ordaki avm ye gidelimm
-Simge daha yeni geldin, alışveriş mi düşünüyorsun, yapsaydın ya alışverişini kızım gelmeden
-Ya ama çok beğendiğim bir kazak vardı sadece ordaki mağazada kalmış, başka da yerde yok,alınmadan almam lazım hadi hadi

Neyseki benim alışveriş konusundaki manyaklıklarıma alışıkta çok garipsemedi. Ama ben yeni sezon ürünlerinin kazık fiyatının kurbanı oldum, bir dolu para verdim. Bu tshirtlere 1 ay önce giycem diye bu para verilir mi be ,bekle indirimde al işte dediklerimin ahı mı tuttu ne..Bebek kusmuğundan kurtulmak bana oldukça pahalıya mal oldu.Umarım o velet pskoloğunda beni iyi anar,annem bile ilgilenmedi o ilgilendi falan diye hatırlar da,bu kadar yaptığıma değer.

15 Mart 2012 Perşembe

Bir elimde ayna,umurumda mı dünya


Geçenlerde cilt bakımı yaptırdım. Ki ben en son 10 sene önce mi ne gitmiştim annemin zoruyla.Kendim yüzümü yıkarım falan kendimce bişiyler yaparım ben.Cilt bakımına da cilt bakımı yaptırıyım diye gitmemiştim aslında sadece kaş aldırcaktım.Ama üstümde nasıl bir mallık varsa o gün kadın öyle ikna gurusu falan olmamasına rağmen beni ikna etti.Bir de güzellik merkezinin sahibi olan kadın böyle genelev patroniçesi gibi bişeydi,onu görür görmez zaten ordan uzaklaşmalıydım bence ama işte insanın üstüne mallık gemliye görsün basireti bağlanıyor.

Kadının beni ikna eden cümlesi ise, “6ay yüzüne hiç bir şey sürmeden dışarı çıkabilirsin o kadar işe yarıyor” oldu.Bir kere böyle mucize bir ürün var mı yok,yani bu kadar kafadan uydurma olduğu belli olan bir cümleye kandım ben.Bir de salak simge sen sanki yüzüne bişey sürüyorsun evden çıkarken.Fondoteni düğünden düğüne sürerim.Süper bir cildim olmasa da evden çıkmadan 1 saat makyaj yapan yada yapması gereken kızlardan hiç olmadım.

Neyse sonuç olarak cilt bakımı yaptırdım ve o kadar parayı saçma salak bir şeye harcadım ya bari değsin dedim.Bir güzellik uzmanı edasıyla bir sürü ürün aldım.Her gün yüzümü yıkadım,tonikler kremler sürdüm, peelingler yaptım.Tabi cilt bu kadar ilgiye alışık olmayınca şımardı.Oradan buradan sivilcelerim pörtledi.Bakımına da temizliğine de lanetler okudum ve ev yapımı olaylara geçiş yaptım.

Şimdi bir acemiden güzellik tavsiyesi almak üzeresiniz ona göre.Ama benim cildimi yeniden adam ettiği için bu reçeteye saygım vardır bilginize.Buyrun deneyin isterseniz;

Yarım greyfurt ve iki sap taze biberiye konmuş suyla yapılan buhar banyosu sonrasında
Yarım greyfurt+1 küçük salatalık+1 tatlı kaşığı buğday yağını iyice temizlediğiniz cildinize uygulayıp 20 dk bekleyip yıkayın. Bu detoks maskesi olarak geçiyor.Sıkılaştırıcı olarak da 2 yemek kaşığı kuşburnunu 1 su bardağı kadar su da kaynatıp süzüp pamukla cildimi sildim.Benim gözeneklerim olduğu için benim oldukça işime yaradı.Umarım sizin de işinize yarar.

14 Mart 2012 Çarşamba

Herşey nasıl hastalar aleyhine olabilir?




Bugün tıp bayramı ya,bunun hakkında bişiyler diyim istedim,mesleki damarım kabardı yine.Sonra bir yazı okudum,benim diyceklerim demiş zaten.Hem saygı duydum hem kıskandım.Ekşisözlükten biri yazmış çok da güzel yazmış eline sağlık.Dediklerinin azı yok fazlası var.Biz tıpçılar sosyal paylaşım sitesinde bu yazıyı kendi aramızda paylaşıp kendi kendimize konuşuyoruz.Ben elçi oluyum dedim, asıl kitlesine ulaşmasında yazının...Orjinal ekşisözlükteki linkini bulabilseydim onu vercektim direkt aslında ama bulamadım.Eğer siz bulursanız haber edin ekleyim buraya.Yazarının affına sığınarak sizle paylaşıyorum işte bu yazıyı;




Malpraktis :

Oncelikle, bazıları şunu hala anlayamamış; her doktor para kazanmak için
doktorluk yapmaz ama para kazanmadan da hiç bir doktor doktorluk yapamaz.

Malpraktis, yanlış uygulama demek. hastaya yanlış tedavi yaptığın zaman
götünden kanı alıyolar. alsınlar tabi. misal ben yanlış tedavi yaptığım
için 200.000 tl ceza ödüyorsam ve malpraktis oranı aşağı yukarı 10.000
hastada birse, bana önce hasta başı, 200.000 bölü 10.000 eşittir 20 tl'den
çok para versinler, sonra hata yaptığımda çatır çatır alsınlar parayı.
allah değilim, mutlaka hata yapıcam. bi mühendisten, öğretmenden, memurdan
%0 hata beklemiyorsan, benden de bekleyemezsin. ama senin işin insan
sağlığıyla ilgili diyorsan ve binde bir hatta onbinde bir bile olsa hata
yaptığım taktirde hesabını soracaksan, karşılığını da vereceksin. 10.000'de
1 hatamda tonla paramı alıyosan, 9999 doğru kararımda da hatamı telafi
edebileceğim parayı vereceksin. kara kaşım kara gözüm için değil. bildiğin
matematik gereği. vermezsen doktorluktan para kazanamam, doktorluk yapamam,
doktorsuz kalırsın. ya da hatamı gizlerim, gerekli gereksiz bin tane film
çektirip, bin tane tahlil yaptırıp kendimi garantiye alırım. sen de, sağlık
sisteminin harcamaları neden bu kadar çok, tomografi için neden 1 ay
sonraya gün verdiler diye düşünür durursun.

Performans sistemi de doktorun yaptığı iş oranında ödeme alması demek. öyle
anlatıyolar ama aslında durum öyle değil. iki farklı hastanede, aynı işi
yapıp, aynı sayıda hasta bakan, birbirinin tıpa tıp aynı iki doktordan biri
performanstan 3000 tl alırken diğeri 300 tl alabiliyor. neden? çünkü,
"döner sermayeden aldığın pay = (hastanenin o ayki geliri - hastanenin o
ayki gideri) x senin performans puanın / hastanedeki herkesin toplam
performans puanı" gibi bişey. anlamadıysan, hastanenin gideri artarsa
performans gelirin düşüyor. yolsuzlukla, otla bokla hastanenin giderleri
artınca ben emeğimin karşılığını alamıyorum. diyelim ki hiç yolsuzluk yok,
puanımın karşılığını tam olarak alıcam, o zaman da sorun çözülmüyor. para
kazanabilmem için çok hasta bakmam, çok tahlil, çok film istemem, çok
girişimsel işlem yapmam lazım. zaten malpraktis yüzünden götüm tutuşmuş
durumda, poliklinikte 5 dk'da doğru dürüst tanı koyma riskine girmiyorum,
yazıyorum tahlili, istiyorum filmi, bugün git 1 ay sonra filmin çıkınca gel
diyorum. film ve tahlilden ayrı puan, muayeneden ayrı puan alıyorum, 1
muayene puanı da 1 ay sonra film çıkınca alıyorum. senin tanın gecikiyor,
işin uzuyor ama ben kendimi garantiye alıyorum. bu arada da daha çok para
kazanıyorum. netice de allah değilim demiştik. her hastaya 1 saat ayırsam
bile hata yapacakken, o günkü kırkıncı hastamda kendi yargılarıma güvenme
riskine girmiyorum. çünkü, hastane bahçesinde avukatlar müşteri ararken,
kazandığım üç kuruşu malpraktis davasında tazminat olarak ödersem,
doktorluktan para kazanamam, doktorluk yapamam, doktorsuz kalırsın.

Şimdiye kadar iyi şeyler olarak gördüğün malpraktis ve performans
uygulamalarının seni ya doktorsuz bırakacağını ya da kötü sağlık hizmeti
almana neden olacağını, suçlunun da doktorluk yapmamakla kötü de olsa
doktorluk yapmak arasında kalan doktor olmadığını anlamışsındır heralde.
ben doktor olsam öyle yapmaz böyle yapardım dediğin mantıklı bi önerin
varsa yaz, okuyalım, öyle yapalım.

Hastanın doktora puan vermesi sistemi, teknik bilgisi konusunda değil de
nezaketi, temizliği, ilgisi vs için puan vermesi, bu sayede daha saygılı,
ilgili, titiz doktorların ödüllendirilmesi; asık suratlı, hastaya "sen"
diye hitap eden, emir kipiyle konuşan doktorların cezalandırılmasını
amaçlıyor. aslında öyle değil ama öyle olsun. düşün şimdi, ben
poliklinikteyim, sen de hastamsın. göğsünün sol tarafında ağrın var. benim
sana bakmam için 5 dakikam var. içeri girdin, buyrun neyiniz vardı dedim.
göğsümün sol tarafında ağrı oluyor dedin. buna sebep olabilecek nerden
baksam 30 tane hastalık var. benim bunları elemem lazım. sırayla sorucam:
ağrı tam olarak nerede, belli bir noktada mı yoksa yayılıyor mu, batar gibi
mi yoksa sıkıştırır gibi mi, ne zamandır ağrı var, aniden mi başladı yoksa
hafif başlayıp giderek arttı mı, bütün gün mü devam ediyor yoksa ara ara
gelip gidiyor mu, kolunu hareket ettirince göğsünde ağrı oluyor mu, nefes
darlığı var mı, öksürük var mı, öksürünce daha çok ağrıyor mu, balgam var
mı, balgam varsa kanlı mı, ne renk, kıvamı nasıl, yürüyünce, merdiven
çıkınca ağrı değişiyor mu, baş dönmesi, bayılma oluyor mu, çarpıntı var mı,
gece kaç yastıkla yatıyorsun, geceleri nefes darlığıyla uyanıyor musun?
sorulacak şeyler daha bitmedi ama sen anladın olayı. ben bunları makina
gibi hızlı hızlı söylesem sen de hiç lafı dolandırmadan, kısa ve net
cevaplar versen bile 5 dakika dolmuş oluyor. daha muayene etmedim, eski
hastalıklarını, kullandığın ilaçları, geçirdiğin ameliyatları,
alerjilerini, ailede benzer sıkıntısı olanların olup olmadığını sormadım.
bu arada sıradaki hasta kapıyı açıp kafayı uzattı bile. daha ne kadar
beklicem diye soruyor. bu şekilde günde 20 tane hasta bile bakamam ama bazı
günler 100 tane hasta bakmam gerekiyor.

O yüzden napıyorum? hayati tehlike oluşturabilecek hastalıkları 2 dakikada
3-5 soruyla eliyorum. 1 dakikada ciğerlerini ve kalbini dinlemekten ibaret
bi muayene yapıyorum, 1 dakika içerisinde en iyi tahminime göre ilacını
yazıp tomografi ve kan tahlillerini istiyorum, bilgileri bilgisayara
giriyorum ve tomografi sonucuyla tekrar gelmek üzere seni yolluyorum. senin
tanın gecikiyor, yanlış tedavi alma olasılığın artıyor, defalarca hastaneye
gitmen gerekiyor.

Buna not verme sistemini de ekle. bi doktor bu durumda ne yapar? çoğu
doktor bi bok yapmaz. eskiden ne yapıyorsa şimdi de aynısını yapar. elinden
geldiğince hızlıca tanı koyup, tedaviyi yazıp, tahlili, filmi ister,
sıradaki hastaya geçer. bu arada hasta lafı dolandırıyorsa, yani senin gibi
kısa ve net cevaplar vermiyorsa, komşusunun da göğsünün ağrıdığından, bi
doktorun ona falanca ilacı verdiğinden falan bahsediyorsa hastanın sözünü
keser, hastayı dinlemeyen ilgisiz doktor olur. bu döngüyü sabahtan beri
ellinci defa tekrarlarken hastanın yüzüne gülmediği ve hasta muayene için
soyunurken acele ettirdiği için saygısız doktor olur. puanı düşer, ceza
alır, kazandığı para azalır. bi süre sonra doktorluktan para kazanamaz,
doktorluk yapamaz, doktorsuz kalırsın.

Uçkağıtçı doktor ne yapar? hastayı ilgili konulara yönlendirmek için sözünü
kesmek yerine, olan vaktini hastanın ilgili ilgisiz cevaplarını dinleyerek
geçirir, akciğerinin bi kısmını, kalbin tek odağını dinleyip karını şöyle
bi mıncıkladıktan sonra, yarım yamalaktan da az bulguyla en geniş
spektrumlu antibiyotiği yazar, tahlil ve film ister, bu arada hastanın
yüzüne güler, girişte çıkışta elini sıkar, siz diye hitap eder. ilgili ve
saygılı doktor olur. senin tanın daha da gecikir, yanlış tedavi alma
ihtimalin daha da artar, hastaneye daha da fazla gelirsin. kırk tane
doktora ilgisiz şeyleri tekrar tekrar anlatıp durursun.

Simdi eğer varsa içindeki doktor nefretini bi kenara bırakıp, sadece kendi
çıkarını düşünerek, malpraktisi, performansı, not vermeyi topla kafanda.
hala bu sistemi savunabiliyosan, doktorlar daha ilgili, daha saygılı olacak
diyosan, daha iyi sağlık hizmeti alacağını düşünüyosan aynen devam et. ama
kendi sağlığını düşünüyosan bunlara bi dur demen lazım.

--

Senior Student in Mechanical Engineering
Middle East Technical University

9 Mart 2012 Cuma

Hediye Sorunsalı


Bugünlerde hediye sorunsalı yaşıyorum. Aslında hediye almak genelde benim için kolay olmuştur. Anneme bana ne gerekiyorsa onu,ev arkadaşıma eve ne gerekiyorsa onu,sevgilime ne giymesini istiyorsam onu,önemsemediğim ama hediye almam gereken kişilere ise ilk gördüğüm,benim olmasını istiycek kadar beğenmediğim,bütçemi hiç etkilemiyecek bir şeyler alırım.

Ama bu aralar farklı bir şey alsam sevgilime ne alsam düşünemeye başladım nedense.
Böyle sürpriz olsun,özel olsun ama vıcık vıcık romantizm olmasın işin içinde istiyorum.Umarım geçer de bu isteğim ben yine gidip tshirt falan alırım.

Böyle düşünürkene bir erkeğe hediye almanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha fark ettim.Yani kıza alıncak bin tane şey var.İncik boncuk alırsın,kıyafet alırsın,bi makyaj bişeyi alırsın,nebiliyim böle vucut losyonlu bişey alabilirsin,oyuncak falan alırsın hatta gidip iç çamaşırı bile alırsın.O kadar hediye çeşitliliği var.Ama adama gidip oyuncak ayı alınmıyor işte.

Gerçi bu kadar hediye bolluğu için de bana gidip yavru ördek almış salak sevgilim de olmadı değil. Paraya kıyamamışsın gidip sokakta satılan yavru ördeklerden almışsın da o kadar para harcamak istemiyorsan git kitap falan al bari.Neyse en azından boyalı civciv almamış bu da bişeydir.Neyse ilk gördüğüm de amanın ne tatlı falan diye sevdim tabi ama onun artık benim olduğu hissi birden nasıl gerdi beni.Çocukla zaten 1 aydır mı ne çıkıyoruz,niye böyle bir sorumluluk olayına soktu beni anlamış değilim.Ben o ördeği çocuğumuz gibi görmeye başladım tabi otomatik kız hissiyati ile.Yalnız güya babası olan sevgilim de bizi bir başımıza bırakıp gitmiş olan düşüncesiz,vefasız koca oldu gözümde.Ay bide o kadar geveze o kadar yapışkan bir ördek seçmiş ki.Bir kere hiç vik vikleri durmuyor.Uyurken,yemek yerken,su içerken hep ama hep bir vikleme var.Ben yanından ayrılıp gitcek olsam o vikleme cıyaklamaya dönüşüyor.Beni annesi olarak görmeye dünden razıymış.Durmadan peşimde,durduğumda üstüme tırmanmaya çalışıyor,onu bırakıp gitsem viyaklıyor.Ben iyice doğum sonrası depresyonu yaşamaya başladım. “Napsam ona yetinemiyorum ben iyi bir anne değilim ,o kadar sevmiyorum da zaten,kakasından yemeğinden de bıktım,viyaklamasından da bıktım,babası da ne arıyor ne soruyor,bıraktı başıma gitti öküz herif” diye düşünürken bile yakaladım kendimi.O arkadaşlarıyla dışarı çıkınca “ha işte ben bunla uğraşıyım, o gezsin,ah ah annemi dinliyecektim” modunda geziniyorum,ona surat asıyorum. Bu duruma daha fazla dayanamadım tabi gittim çocuğumu ördeklerin yüzdüğü falan bir parkın görevlisine teslim ettim. Kendimce cami avlusuna bıraktım yani. Bir de bu vicdan azabım sürdü bir süre.Acaba uyum sağladı mı,acaba beni özlüyor mu diye kılık değiştirip bakmaya gitmediğim kaldı bir. Tabi bu sırada tüm bunların sorumlusu olarak gördüğüm sorumsuz baba adayı sevgilimden de ayrıldım. Sen ördeğimizle hiç ilgilenmedin,ne sorumsuz adamsın,sen ilerde çocuklarımıza da böle yaparsın diyemedim tabi okulda adım manyağa çıkmasın diye ama asıl nedeni tam bunlardı işte.Al işte söylüyorum şimdi -Senin yüzünden ördeğimiz ana baba sevgisi olmadan büyüdü pis adam…

Hediye deyip geçmemek lazım işte,böyle ilişki bile bitirir iki kuruş kar yapcam derken..

6 Mart 2012 Salı

Nazlı yarin değilim ki


Şu kıskandırcam diye başıma sardığım çocuk vardı ya buz pateninde.He işte o hala başıma sarık durumda idi..Faceden yazıp durmalar ,salak salak her fotoğrafıma yorumlar yapmalar.Ay bide çocuk hoş bişey, yani ilk defa kız görmüş olmasının imkanı yok.Çenesini kapatsa dursa bana bin bascak kızlarla çıkar.Çenesini kapatamıyorsa da en azından doktor yaa diye tav olcak dolu kız vardır.Ama işte ben bir yüz verdim sonra kendimi çektim ya değere bindim.
Zaten öyle nerde hmm hoşmuş azcık vakit geçiriyim dediğim çocuk varsa sonra hevesimi alıp soğuk davranmaya başlayınca dibimden düşmüyorlar. Böyle hala 6 yıldır falan seni istiyorum modunda olan biri var ya.Ki ben süper güzel ve sevimli olduğumdan değil,sadece arada ya nasılsın diye sorup kendimi hatırlattığımdan ama hiçbir zaman yüz vermediğimden…Böyle de kötü biriyim yani ben.
Neyse bu çocukta öyle bir şey yapmak gibi bir niyetim yok. Her ne kadar eski sevgilimi kıskandırma çabalarım ve saçma salak flörtlerim olduğundan hayatımda kimse yokmuş imajı versem de aslında var. Bu da ısrarla kahve içmeye çağırıp durunca ve benim tüm atlatmalarım tükendiği halde laftan anlamayınca dedim mecburen “ya benim sevgilim var,olmaz..” Ay demez olaydım, zaten bu zamana kadar dememe nedenim de başıma gelecekleri bildiğimdendi.
-Simge sen beni yanlış anladın. Ben arkadaş olarak demiştim, ne var bunda iki doktoruz ortak arkadaşımız var bu çok doğal bir şey.
-Hisarcan tamam neyse kusuruma bakma, kapatalım bu konuyu (gerizekalı tamam oldu desen daha az rezil olcaksın,ben boşuna kuyruk sallamış kız olcam,ama yokkk ayy ben senden hoşlanmamki tribine girip konuyu uzatcaksın illa)
-Başıma ilk defa böyle bir şey geliyor çok şaşırdım bu tavrına.
-neyse kapatalım konuyu (ilk defa geliyormuş başına , benim başıma bu kıvırtma olayı ilk defa gelmiyor ama ondan merhaba nasılsın diye soran erkeğe benim sevgilim var yalnız diye lafa giremiyorum,mırın kırın etmemi anlamayan naz yaptığımı sanan senin gibi salakların kıvırtmasıyla uğraşıyorum sonra)
-Ben çok kırıldım yalnız senin bu tavrına simge

Uzun çabalar sonucu ondan kurtuldum ama erkeklerin bu “naz yaptığımızı” sanma önyargısından nasıl kurtulcaz bilmiyorum. Yani hoşlandığı erkeğe uzun uzun naz yapabilen kızlar var da ondan başımıza geliyor bunlar anlamıyorum. Keşke yapabilsem ama şahsen ben onlardan değilim,ondan ikinci bir emre kadar ben naz yapıyormuş gibi duruyorsam yapmıyorum benden uzak durun beyler.

3 Mart 2012 Cumartesi

Senin hayatının değeri ne kadar? En fazla 50 bin TL


Son zamanlarda beni en fazla etkileyen haber ne yeni tl simgesi oldu ne de iptal edilen ermeni soykırım yasa tasarısı oldu.

Beni en çok etkileyen 8 yaşından beri, tek hayali olan bir göz ev için yemeden içmeden genç olduğunu unutarak çalışan çabalayan 28 yaşındaki bir kızın hayallerini aldıkları yetmiyormuş gibi canını da alan, sonra ona bir duayı bile çok görüp başkasının mezarına gömen sonra da bunu berberde rahatça konuşabilen, kızını arayan ailenin katıldığı programa bağlanıp hiç haberi yokmuş gibi konuşabilen insanlar oldu. Eskiden hayvan derdik ya böylelerine,yok artık demeyelim insan tanımına hayvandan daha çok uyan bir şey oldu artık bu.Çünkü bu ne ilk haber ne de son olacak. Bu arada bu işi 50 bin tl için yaptılar ikiye bölüşmüşler 25 bin tl. Bu insanların içinde bulunduğu umutsuzluğu, onları bunu bile yapmaya iten koşulları hayal etmeye çalışıyorum, edemiyorum.

Bu arada eğer bir insanı haksız yere 7 yıl hapse atıp, çocuklarının öğretimine mani olup, pskiyatrik destek olmadan yaşayamaz duruma getirmek,annesinin cezaevi koşulları yüzünden hastlalıktan hastalığa yakalanıp sonunda felç geçirerek ölmesine neden olmak mı istiyorsunuz?40 bin tl niz varsa neden olmasın? Bakın örnek vakası bile var,haber burada..

Peki madonnayı ön locadan dinlemek ister misiniz? Hay hay 40 bin tl’ye bunu da yapabilirsiniz. Evet evet yukarıdaki olayla aynı değerde,seçin beğenin.İşte bu da kanıt.

Hadi şimdi hep birlikte…yaşasın yükselen ekonomimiz,yaşasın insanlık

2 Mart 2012 Cuma

Sen hiç bir çocuğun son nefesinde elini tutan kişi oldun mu?


Hani sen diyorsun ya doktorlara sen bunu hak ediyorsun,yüzüne tükürürüm ben senin…hani diyorsun ya bıçağı boynuna dayarım,döverim hatta öldürürüm..hani sen sanıyorsun ya biz güya çok para alıyoruz ve acayip paragözüz…hani sen sistemin hatalarını bize yüklüyorsun,bizi hedef görüyorsun ya..

Ben de sana bir şey diycem. Söyleyeceklerim ne kadar çok çalıştığımız, tıp eğitiminin-çalışma saatlerinin ne kadar zor olduğu değil…hatta 6 yıl okuyup hala mecburen 2 yıllığına senin gezmeye gitmeye bile koktuğun yerlere gitmezsek lise mezunu gibi ortada kalmamız da değil…hatta sen çok para kazandığımızı sanıyorken, arkadaşlarımın hepsi düzenli maaşa geçmişken,ben alacağım 2500 civarı bir para için 36 saat uykusuz çalışmamın gerektiği bir kadronun sınavını kazanmak için baba evinde oturmuş bir yerlerimi yırtıyor olmam da değil..

Ne soracağım sana biliyor musun?

Sen hiç ölmekte olan 4 yaşında bir bebeğin son anlarında elini tuttun mu? Ben tuttum.Yoğun bakımda ailesinden uzakta son nefesini vermek üzere olan bir bebekti o.Artık saç olmayan kafasını okşadım,sakinleştirdim,güzel şeyler söyledim.Gecenin 3ü olması,ertesi gün gece 6-7 de ancak eve gidebilecek olmam zerre umurum da değildi.Tek önemli olan ellerinin sıcaklığı ve gözlerinin bilgeliğiydi benim için.Gitmeyim diye iki elimi de tutmak istedi.Gitmezdim ki zaten…Ve benim elimi tutarken son nefesini verdi..

Sen hiç Azraillin oda da olduğunu hissederek bir hastaya ambu yaptın mı? Ben çok yaptım.

Bir oda da, kimse olmadan hastadan ümit kesilmişken,yaşaması için akciğerlerine hava göndermeye devam etmek nasıl bir şey bilir misin?

Peki gündüzünü gecene katarak yaşaması için uğraştığın bir bebeğin ailesi sana “umut yoksa uğraşmayın fazla da bizde eve gidelim” dedi mi?

İş kazasında kolunu dirseğinin de üzerinden kaybetmiş bir hasta yanında ailesine merak etmeyin iyiyim yok bir şeyim derken o kanamayı durdurmaya çalıştın mı ?

Sabah evden okuluna gitmek için ayrılan çocuğun araba altında kalmış cansız bedenine bakarken dışarıda bekleyen annesine nasıl söyleyeceğini düşündün mü?

Tek başına, ailesinden uzakta, yol kenarına çekip belki de kalp krizi geçiren kamyoncunun bedenine otopsi yapılırken izledin mi?

Her gelen kalp krizine, kazaya ya benim babam olsaydı, benim kardeşim olsaydı diye empati yaptın mı?

Bir bebeğin hayattaki ilk soluğunu gördün mü, o mucizeyi yaşadın mı?

Peki tüm bunlar bir hafta, bir gün içinde sürekli olan olaylar oldu mu senin için? Bir doktorun oluyor. Bir doktor eve gittiğinde aklı bu hastalarla dolu oluyor. Acaba elimden gelenin en iyisini yaptım mı diye kendini yiyor her gün, her gece…İsimleri,yüzleri unutuyor belki ama yaptığı bir hatayı,eksik yaptığı bir şeyi unutamıyor.Halbuki o da insan,onun da ailesi var,ilgisini isteyen insanlar var.Onlar ikinci planda kalıyor hasta söz konusuysa.Sen yüzüne tükürüyorsun ya senle ilgilenmediğini düşündüğün doktorun o gerçekten sandığın gibi hatalıysa vicdanı rahat mı bırakıyor sanıyorsun onu?

Kimse bizim normal olmamızı beklemesin..bunları yaşayıp normal olabilir miyiz gerçekten? Ancak insanın bin bir türlüsüyle karşılaşıp, bin bir acı görüp vicdansız olabilir miyiz peki? Para için mi yapıyoruz sadece? Evet para kazanmak istiyoruz emeğimizin karşılığını almak da istiyoruz. Çünkü biz de insanız. Ama sen de biliyorsun ki derdimiz sadece para kazanmak olsa çok daha kolay,rahat yolları var.İllegallikten bile bahsetmiyorum üstelik.Bir insanın sağlığını nasıl kazandıracağımızı öğrenmek + bir hastaya sağlığını kazandırmak için harcadığımız çabayı neye harcasak çok daha iyi para kazanırız çok daha iyi şartlarda.

Biz “O” değiliz. Biz seniz, biz senin kızın-oğlunuz belki, ya da torunun, ya da en yakın arkadaşın, yada eşin, yada gelinin-damadın, ya da sevdiğinin ya da senin ölürken yanında olacağı son nefesini verirken sana-ona sıcaklık verecek kişiyiz. Eğer biz de sana “o” olarak bakarsak,sadece görevimi yapar giderim dersek bu çark döner mi sanıyorsun insanlık olmadan?

Biz aynı taraftayız. O olan hastalık, ölüm.Sen bana saldırırsan kaybeden sadece ben olmam,sen de olursun.

Yine de size tükürmek, sizi dövmek, size küfretmek , size bıçak çekmek, sizi öldürmek müstahaktır diyorsan senin insanlığın,vicdanın nerde?

Buraya kadar okuyan, büyük ihtimalle sen bunları yapan kişi değilsin. Bunları yapan kişi çoktan küfrederek başka sayfaya geçmiştir.Ama sen bunlara göz yuman kişi de olma.Biz senin sağlığına göz yuman kişi değiliz çünkü.

1 Mart 2012 Perşembe

Bir Fincan Mim


yaşasınn bittersweet beni mimlemiş ,o olmasa mimleyenim yok zaten:)çok teşekkür ediyorum ve cevaplarıma geçiyorum:)

1.Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve soundtrackinde hangi şarkılar yer alırdı?
Öncelikle house da çalan şarkı olsunda havaya giriyim Massive Attack – Teardrop.ismi ise bu şarkıya pek uygun değil ama ben hep çocuktum olsun:)ay hatta can bonomo nun erevizyon şarkısını da ekleyelim neşeli kısımlara:)

2.Bir şeyleri değiştirme gücünüz olsa, neyi ya da neleri değiştirirdiniz?
Ay buna felsefik bir cevap veriyim bari:)
ay vazgeçtim yada;
1.yiyim yiyim kilo almayım.
2.ışınlanabiliyim,benim istediklerim de ışınlanabilsin eğer ben istersem tabiî ki
3.biraz kalçalarımdan gitsin sonra hep böyle kalıyım ömür boyu,yaşlanmayım,gücüm düşmesin,sağlığım bozulmasın..
4.hastalara bakıp şıp diye neleri olduğunu anlıyım..bir ara bunu yapabildiğini iddaa eden bir teyze çıkmıştı..keşkem tus çalışcama gidip iki ders görseydim bak ondan
5.çocuk gibi saçmalayabilme yeteneğim hep benle kalsın

3.Sizi en çok etkileyen sinema sahnesi veya sahneleri?
chuckyden korkan var mı? Varsa birleşip grup kuralım..aa evet yalnız değilmişim diye mutlu olalım, grubumuz hiçbir işe yaramasa bile bizi mutlu etsin..Evet o kadar güzel ,hatta muhteşem film sahnesi arasında benim aklıma gele gele chucky den bir sahne geldi.Ben ki chucky ve adını neyseki hatırlamadığım bir oyuncaklı korku filmi sonrası tüm oyuncaklarıma çok iyi davranmış,bana saldırmasınlar ,chucky gelip saldırırsa da beni korusunlar diye yağ çekmiş biriyim.Beni korusunlar diye olmasa da halada bu iyi davranma olayım devam ediyor.Neyse benim pskolojik analizimden en setkilendiğim sahneye geçiş yapmak zor olcak ,bodoslamasına giriyim.. İlk serisinde çocuğum acaba delirmedi de doğrumu söylüyor diye pilleri var mı diye baktığı ve chuckynin arkasını döndüğü sahne var ya pillerinin olmadığını gördükten sonra. He işte ben o sahneye kadar bide karanlıkta,evde tek başıma korkumun üstesinden gelcem diye izledim.ondan sonra da direkt arkadaşıma kaçtım zaten bidaha da izleyemedim.Bir de ıssız adam’da ki son sahne..evet birini düşününce anlamlı..


4.Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş,senden başka hiç kimse yok.Ne yaparsın?
ay tek başıma olmasaydım ama ya..bisiklet sürüyüm bari..ama ben cadde de bu zıp zıp zıplayan kucuk toplarla oynamak istiyorum bana ne birisi daha gelsin kocaman caddede o topu istediğimiz gibi zıplatarak top oynayalım..

5.Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler?
dizileri internetten takip ediyorum ben genelde..reklam beklemeye sabrı olmayan biriyim ben.
1.gilmore girls: okadar eğlenceliler ki dizi bitcek diye üzülüyorum resmen yavaş yavaş izliyorum..
2.dexter: gel bebeğim ben senin pskolojik sorunlarını çözerim,bebişine bile bakarım
3.in treatment:pskiyatrist olup bu sorunlularla uğraşmazmışım iyki de izledim bu diziyi dedirten dizi.
4.how ı met your mother:hala izlemeyen varsa cık cık nerde yaşıosun sen yavrum?
5.once upon a time..Buna yeni başladım ondan çok yorum yapamıycam ama güzel gidiyor


bende pickolog
esin çot
n.g.e komşularımı mimledim,gidin de bakıverin :)

28 Şubat 2012 Salı

Kıskandırmak zor zanaat bebeğim



Ben evde oturup ders çalışmaktan iyice çatlıycak duruma gelince,liseden arkadaşımın şuraya gitcez sende gel buraya gitcez sende gel ısrarlarına daha fazla dayanamayarak iyi bari dedim bi çıkıyım sosyal ortama karışıyım da unutmayım nasıl bişey olduğunu dedim,çıktım.Ki keşke çıkmaz olaydım.

Şimdi ortamda tek tanıdığım benim arkadaş. Diğerlerini de bunun face resimlerinden falan görmüşlüğüm var az çok ne mal olduklarını biliyorum. Hemen bir hızlı durum değerlendirmesi yaptım. Bir tane her ortamda bulunan tüm dikkatleri üstüne çekmek isteyen kız, bir tane bunun yakın ama ezik en yakın kız arkadaşı, bir tane çirkinliğini komik olmakla kapatmaya çalışan çocuk,bir tane de wayy bee hem doktor hem yakışıklı dedirten ama konuşmanın ikinci dakikasında “off ne mal” diye yanından kaçılcak bir tip var. Yani pek iç açıcı bir grup değil.

25 yaşındaki insanlar buluşunca napar? İşte bi kafeye gider oturursun ne biliyim tabu falan saçmalıklarına girersin, bowling oynarsın,hiçbir şey bulamadın sinemaya gidersin..Kendimi tüm bu seçeneklere hazırlamıştım ama tipler tutturdu buz patenine gidelim. Ya napcan buz pateninde? O soğukta sümüklerin akacak , düşeceksin koca k.çını kaldıramayacaksın rezil olmuş haline gülmeye çalışacaksın.Bunu mu yapmak istiyorsun yani diye sorma istiyorum ama tabi ortamda yeniyim falan “hehe olur fark etmez benim için” modundayım. Dedim hiç olmadı napalım evde oturup ders çalıştığıma şükrederim en azından bundan sonra.

Neyse mekana geldik. Ortamda bıdık bıdık kayan,düşünce zıplayıp kalkan zaten 50cm boyları odlundan düştüklerini bile anlamayan bebeler var.He bide bunların yanında kaycaz iyice göze batıcağız.Birde atom karınca gibiler durmuyorlar ki yerlerinde,her an acaba çarpcak mı diye tırscaz onlardan. Çıktığı kızın elini orasını burasını tutmak için düşmesin ayağına, buz patenine getiren ergen bir çift varki , dedim en azından bunları izler eğlenirim.Bir de süper seksi taytı ile antrenman yapan hoş bir buz patenci hatun var. Eğer kıskancağım falan bir erkekle gelmiş olsam çıkıp önüne düşürüp o güzel bacaklarını kırdırtıp alçılara mahkum edebildim onu,ucuz kurtuldu.

Ben neyse ki az çok biliyorum kaymayı, işte oraya buraya salınıp bitse de gitsek diye zaman geçiriyorum salak salak . Uzakta bir tip gördüm..Dedim bu tanıdık ama kim? Gözlerimi görmek için kısmamla kocaman açmam bir oldu.Benim 3 yıllık eski sevgilim…Ki kendisi seni seviyorum ama eskisi kadar sevmiyorum diye boktan bir bahaneyle ayrılmak istemişti de bende gururdan “hmm aynen şekerim hatta sen söylemesen ben söyliyecektim”den başka bişey diyememiştim. Sonra da her sarhoş olduğunda arayıp ağlayıp sızlayıp hayatımın içine s.çan ayıkken ise aklına bile gelmediğim bir dönemimiz oldu ayrılık sonrası. Ancak nerdeyse 1 yıldır ne görüyorum ne duyuyordum. O kadar görme sonra böyle soğuktan sümüklerin akarken gör. Bunun kardeşi hokey oyuncusuydu, onların antremanını izlemeye falan geldi kesin. Bir yandan ne salağım beni görmesin böyle diyorum bir yandan da görsün beni özleminden kendini buzlara atsın istiyorum. Ben yapamadığım artistik hareketlerle dikkatini çekmeye çalışırken k.ç üstü düşüverdim tabiî ki de. Bu yakışıklı ama salak olan çocukta bana yardıma geldi. Dedim battı balık yan gider Simge yapcak bişey yok, kıskandırma hamlesine geçiyoruz. Bende çocuğa bir sarılmalar, bir cilveler “ay düşcem elimden tutsanaaa” diye. Yanımızdaki ergenlere taş çıkartırım yani o kadar abartıyorum. Ama benim bu aniden başlayan cilvelerim sonucu şaşkına dönen çocuk da k.ç üstü düşünce pek de kıskanılcak halimiz kalmadı. Neyse bunu zar zor kaldırdık düştüğü yerden, ne dengesiz bir şeyse kalkamadı gitti birde. Artık o kadar rezilliğimizden sonra beni gördü mü görmedi mi bilmiyorum ama döndüğümde gitmişti. Gerçi o seksi buz patenciden gözlerini ayırıp bize bakmış mıdır bilmiyorum ama olan bana oldu.5 dakkalığına kıskandırcam diye kullandığım çocuk hem işe yaramadı hem de bana sardı. Hala başıma dert olmaya devam ediyorsun ya eski sevgili ne diyim sana ve benim salak kafama…

26 Şubat 2012 Pazar

Öldür ama Aldatma..



Aldatmak..Bu kelimeye hem çok yabancı hem çok yakınız.Aldatmak diyince oluşan kavramlar genelde sevgilimizin bizi aldatmasıyla ilgili.En azından bende böyle olduğunu keşfettim.Peki ben ve aldatmak arasındaki olay ne?
Ben aldatmaya çok yakın ve çok uzağım.Yakınım çünkü küçük flörtler benim doğamda var.O iki tarafında kelimelerle ve hareketlerle yaptığı ritüel beni büyülüyor.Kimsenin kızım sen bana iş atıosun işte diyemeyeceği kadar uzak,ama “yoksaaa var mı bişeyler ya..” diyebileceği kadar yakın.Kötü bişey biliyorum..Hele karşındaki bu oyunu oynayamayıp düşerse platonik takılmaya başlayıp, oyundaki tek oyuncu olarak sen kalıp “napcam ben şimdi” durumuna düşersen iki taraf için de çok kötü.Eh tehlikeli olmayan güzel oyun mu var?Bu küçük flörtleri oynamayı bırakmak zorunda kalma ihtimalim belki beni evlilikten korkutuyor.Yani parmağında yüzükle bu oyunu oynamak iki taraf içinde masumluğunu yitirebilir sanırım..Bir o kadar da uzağım çünkü cidden sadığım..yani bir basamak dahil olumluya yaklaşırsa işler,var bişeyler moduna geçerse,ya da karşıdaki oyunu bırakıp “hoşlanıorum ben senden” falan diye saçmalarsa anında kaçarım.Acaba olur mu ki bunla bile demem.Oyunumun kurallarından çıkmam.Diyceksin belki amma da sadıkmışsın ama işte ben bu kadarını becerebiliyorum.Beni eleştireceğine asıl sen söyle “Sen nasılsın peki aldatma mevzularında?” :)
Bu kadar yazdım ama asıl amacım bu şirin videoyu paylaşmaktı. Bunu izleyince keşke bunun filmi olsa dedim,upuzun izlemek istedim beynimdeki o küçük adamları..Hatta itiraf ediyorum olaylar karşısında ne yapsam diye düşünürken kafamda çalışıolarmış gibi bile hissettim :) Duygusallık departmanınındakine ise bayıldım :) İzlemeyenler izlesin bakalım siz beğenecek misiniz :)

22 Şubat 2012 Çarşamba

Bir külah Mim


bittersweet mimlemiş beni çok mutlu oldum mimlenmek de mutlu edebilirmiş öğrendim ve işte ben;

1. En sevdiğin şeyler nelerdir? Nelerden hoşlanırsın, vb.
Ben maymun iştahlıyım ki..ne zaman sorsan değişir ki..Ama spor yapmayı severim bak.Kulağımda güzel bir şarkı koşsam koşsam tüm dunyayı unutsam,kaslarım ağrısa yorgunluktan iyi gelir bana..yada atlasam havuza-denize yüzsem yüzsem nefes aldığımda mutlu olsam o da süper olur..tenis oynasam tek amacım o topa vurmak olsa dünyada başka derdim kalmasa o da güzel olur..
kitap okurum sonra..kahve ve kitap bir de çikolata..mutlu 3lü.güzel film izleyim,arkadaşlarımla salak salak muhabbet ediyim unutuyum kaç yaşında olduğumu,toplumun bana yuklediği olmam gerekenleri..o da süper
bir de dünyayı gezmek istiyorum ben ya.ama heryeri kaybolarak,sırtımda çanta elimde harita,çok paramda olmasın..geziyim öyle haritadaki yeri bulunca mutlu oluyum,durum bakıyım resmını çekıyım,burayı da gördüm diyim bi tatmin duygusu gelsin içime,izin veriyim o duygunun büyümesine..sonrada bir kadeh şarabımı içip sevdiğimde sevişiyim ve mayışıp uyuyum..


2. Bilgisayarda vaktini neler yaparak geçirirsin?
twitter,blog,gazeteler,sonra aa onada bakıyım bunada bakıyım derken sörf alemının benı göturdüğü siteler..bu aralar facebooktan uzak durmaya çalışıyorum..bide oyun oynamaya vaktim olmadığından ancak fal bakıyorum


3. En sevdiğin filmler nelerdir, veya izlediğin ve hafızanda kalan veya kesinlikle izleyin dediğiniz?
Aşk filmi insanı olmadım,hee tabi tabi die izlerim ama işte Jeux d'Enfants'ı sevdim,izlemeyen var mı?İzlemeyen varsa da duymayan yoktur sanırım..
Aşk filmi insanı değilim ama kesinlikle gerilim filmi insanıyım.Artık çoğu filmi ilk 10-20 dkda tahmın ettiğimden izlemek keyif vermese de The Shining bidaha bidaha hatta bidaha izlenesi bir film.Ah jack nicholson daha çok daha çok filmin olsun istiyorum.
Daha çok çok var aslında ama Fight Club'ı da ilk üçümün içine koyuveriyim hemen.İçindeki felsefik konuşmaları geçtim son sahne için bile izlenir.."where s my mind"


4.Şu sıralar almak istediğiniz şeylerin listesini yapsanız, bunlar ne olurdu?
Bu aralar bişey almak isteyememe gibi bir problemim var ki bu benim için hiç de doğal değil.hmm mini cooper alcaz sana deseniz yok demem ama bak.hatta ikinci el de olur,renk seçimini bile size bırakırım o kadar kolaylık sağhttp://www.blogger.com/img/blank.giflıyorum yani,eh hadi...


5. Şu aralar en çok dinlediğiniz 3 şarkı?
cold play-viva la vida
placebo-the bitter end
cranberries-just my imagination


Bende safinaz
kibritçi kız ve
Güven T. yi mimledim gitti:)

Beni şişmanlattın buzul çağı


Şimdi böyle hareketsiz evde oturup tek harcadığım enerji beyin hücrelerimin birbiriyle kavgası olunca (sen ezberle hayır sen ezberle, neyse ben bıraz tutuyum ama bırakırım uzun tutmam ona göre) ne yesem ne yemesem diye daha çok kafaya takmaya başladım.Bunun sonucunda besin değeri olduğundan yediğim her şeyi çıkartıp sadece çikolata kahve ürünleriyle beslenmeye başlamam nasıl bir sonuç doğuracak bekleyip görcez ama her güzel şeyin bir bedeli olduğunu da yeniden fark ettim.
Tadı güzel olan tüm yiyecekler neden bu kadar kalorili? Diyetisyenlerin çıkıp “hmm 3 yeşilden uzak durmalısınız ıspanak-marul-pırasa” dediği bir dünya bulunmalı artık.Böyle bir paralel evren falan varsa oraya geçmeliyim ya da ben.

Bunun sorumlusu olarak ise atalarımızı görüyorum. Havva değil tabi o bir elma yemiş garibim denmeyen kalmadı. O da mı diyetteymiş lan yoksa? “Adem her gün et yiyoruz ama bu basenlerim çok çıktı öyle bir moda var ki lanet olsun fazlalıklarımı da saklayamıyorum, ben artık sağlıklı beslencem” diyip elmayı yemiş olmasın? Neyse bunun sorumlusu olan bize çikolatayı, yağlı şeyleri falan seven genlerimizi miras bırakan atalarımız. Ve buzul çağından bu genler sayesinde sağlam çıktık.
“Ay yaşasın ıspanak en sevdiğim yemek, hadi mağaramıza birsürü ot depolayalım bol bol yeriz ne güzel” diyen eski insanlar maalesef buzul çağı sırasında öldü. Dolayısıyla onların ıspanak seven genleri bize geçemedi. “Yok ben sebze çok severim, çikolata mı ıyy” diyenler ise kusura bakmayın ama anomali gibi bişey sizinki, böyle ananızın babanızın çekinik genleri size geçmiş maalesef, bir dahaki buzul çağında da siz gidicisiniz söylemedi demeyin. Oysa bizim de atalarımız olan mağara kadını tontiş teyzeler mağaraya yapımı reçelmiş, balmış, löp löp etlermiş depoladığı için onları yiyerek hayatta kalmış ve bize de genlerini aktarmıştır.

Her şeyi yiyip yine de kilo almayanların ise uzaylı olup olmadığı konusundaki araştırmalarım devam ediyor. Umarım öyle ucubemsi bir şey çıkar da altından kıskanmaktan çatlamaktan kurtulurum bende.

19 Şubat 2012 Pazar

Evren,tostumu yedim bekliyorum!


Evrenin dişi olduğu konusunda hiç tereddüdüm yok.O kadar dengesiz, hakkında o kadar kafa karıştırıcı bilgi varki..

1.Bir şeyi istersin istersin çok istersin olmaz. Sonra ne zaman istemekten vazgeçersin olur.
2.Evrene mesajlar göndermemiz gerektiğini söyleyip duruyorlar. İyi düşün iyi olsun falan filan kitapları bile var.
3. “Ters gidebilecek her şey, ters gidecektir” diye murphy kurallarını burnumuza burnumuza dayıyor,adam haklı da çıkıyor bir de üstüne.

Tam kadın psikolojisi işte.İster ki onla ilgilen, güzel şeyler söyle şımart ama bunları yaptığında bir şey eksik der,bir türlü yaranamazsın beğenmez seni..Sonra tam aman sen bilirsin der bırakırsın, peşinde kul köle olur ne istersen verir.Kaçan kovalanır olayı evrende bile geçerliyken bu oyunu oynamayı öğrenememiş olmamız ne acı.

Hayır bir adet dönemini falan bilsek ona göre tavrımızı koysak neyse de.O da yok ki..Birde nerde sorumsuz hayatı ciddiye almayan tipler olur hep onlara torpil geçer,bizim dönüp yüzümüze bakmazken onlar ne istese yapar,her durumu onlara uygun hale getirir..Kızlar iyi erkek isteyip, piç erkeklere aşık olurlar olayı tam.

Sevgili evren, bak çocukluk arkadaşı sayılırız, “40 kere söylersen olurmuş salak salak hehe 40 kere dedim salak oldunnn” diye az oyunlarımıza ortak etmedik seni. Gel bir kıyak yap bana. Siparişimi verdim , eve teslim bekliyorum cicim.Olmadı murphy amcaya sığınıp içki masasında “bana kaderimin bir oyunumu bu” diye arabeske başlıycam.

Bknz: Murphy Amca kanunları
1.Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.
2.Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
3.Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
4.Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır.
5.Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.
6.Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
7.Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.
8.Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir.
9.Çözülen her problem yeni problemler yaratır.

16 Şubat 2012 Perşembe

kıskançsan çıkarma dışarıya


Bu sevgilisi olan kızlara bir eğitim bilinçlendirme neyim yapılsa fena olmıycak sanırım.Hayır düşünüyorum düşünüyorum acaba bende aynı salaklıkları yapıyor muyum,hatırlayamıyorum.Tabi mevzu ben olunca bok atasım gelmedınden yokk bee ben yapmıyorum diyorum ama yinede söz bende dahil meclisten dışarı gelsin.

Şimdi durakta bir çiftimiz vardır ve öle hiç mucuk mucuk yapmadan durmaktadırlar.Sonra ben durağa en ilgisiz modumda yaklaşırım.Oğlan öyle aman da aman keşke bende de bir tane bundan olsa dedirtcek bir tip değildir, ortada ilginç bir durum da yoktur ondan hiç de umrumda değildir bu çift.Ki kabul ediyorum ortada ilginç bir durum olsa böyle abuk sabuk birbirlerine kur yapıo olsalar nebiliyim salak bir mevzuyu konuşuyor olsalar hiç çekinmem televizyon izlermiş gibi diker gözlerimi izlerim,bana baktıkların da bile çok tınmam içlerinden birilerini işkillendiririm istemeden ama öyle bir durum da yok ortada.

Neyse işte ben durağa gelince ayda yılda bir tane buldum bunu da kaybetmiyim diyen kız şap diye çocuğun elini tuttu böyle sıkı sıkı sonrada bana böyle yandan yandan bakış attı.Bu durum ilk defa da olmuyor daha önce başka çiftlerde de başıma geldi.Hayır yani daha yeni gelmişim durağa tesadüfen bile bakmamışım çiftimize, öyle tehditkar bir halim de yok. Klasik Türk kızıyım işte.İstesem bakarım kendime güzel olurum da öyle kimse "anaa şu kız ne güzelmiş ben niye bu kızla çıkıyorum bunu bırakıp şu kızın bindiği otobüse binip tanışıp onla çıkıyım" da demez.

Böyle çekip kızı bir köşeye sormak istiyorum zorun nedir diye.Çocuğun yanında sorarım da onun bir tarafları kalkar ,bırakır bu kızı sonra vebali boynuma kalır ondan bir köşeye çekip sormak istiyorum.

Bak sen yalnız otobüs bekliyceksinnn amaaa benim sevgilim var imasıysa o -Eee niye gözümüze sokuosun, senin hep var mıydı yoktu,benim de var ama yanımda değil sadece. hemde seninkinden de iyi ama yanımda değil uzakta falan sen öyle yapınca özlemim kabarıo yazık değil mi bana,nedir bu nispet durumları?

Yok şirret karııı biliyorum şimdi çocuğuu gözlerinle yiceksinn tavlamaya çalışcaksınnn amaa o benimm iştee imasıysa -Manyak sevgili ben çocuğa baksam nolcak, senin işte o. Bidaha görmiycem,otobüsünüze binip sizi takip etcek çocuğun evini öğrencek değilim,arkasına geçip fordçuluk falan da yapmıycam.Nedir bu göz korkutmalar? Bide bakcağım göz süzceğim yoksa bile içimdeki şeytanı uyandırıyordun. Bakcam çocuğa egosunu yükseltcem,ben neymişim beee,yanımda kız varken bile bakıyorlar bu olmasa oooo, bu giderse yenisi gelirr nolcekkii diycek, sonra birgün sen naz yaptığında bu da hiç uğraşamam diyip çekip gitcek olan sana olcak sonra.

Neyse demem odur ki siz siz olun böyle yapmayın.Bende yapmıyım hatta içgüdüsel olarak yapıyosam da

15 Şubat 2012 Çarşamba

Tıpın Evreleri vol.2:Bir intörnün çilesi


Gelelim tıp eğitimin en acılı dönemi internlüğe. Aslında internlüğü başka bir şeyle kıyaslamak haksızlık olur.Kendi içinde bir dinamiği vardır. Her şey çok güzel başlar aslında. Heyoo sınav yok artık, ahanda doktor oldum ,nöbet kıyafetimle gezip scrubstaki bebeler gibi takılıyım en iyisi diye başlar her şey.

Sonra nöbette tüm kliniğin kanlarını al dediğinde abiniz/ablanız acı gerçekle yüzleşirsiniz. Artık hiç bir şey değilsinizdir. Öğrenci değilsinizdir ondan öğrencilik şımarıklığı sökmez, hocalar yüzünüze bakmaz zaten kime şımarıklık yapcaksın. Doktor değilsindir,zaten kimse doktorluk işi yaptırmaz genelde. Eğitim desen yoktur. Bir şey sorsan birine anında iş kitler cevap vermek yerine. Hiç bir hakkınız hukukunuz yoktur. Hoca dese hmm senin stajını uzattım,sende soramazsın niye diye çünkü sorsan bir ay daha uzatır.Her şey bu tehdit unsuru üstünden yürümeye başlar zaten. Tuvalete gitmek için bile abi/abla dediğin asistanından izin alman gerekir. Tek önemli konu kimlerden kan alman gerektiği ve kimlerin kan şekerine bakmak gerektiğidir bir süre sonra. Gerçi asistan, hocadan niye bunun kanına bakmadın diye azar yeme ihtimalinden kurtulmak için tüm klinikten kan al der. Sonra o hastalarla sen muhatap olursun. Zaten seni kan almadan kan almaya gören sanki o kanı hayrına veriyormuş gibi davranan hastalarla uğraşırsın. Her gün kan alıyorsun diye kızar, alamazsan ayrı kızar. Bir de gerizekalı bir asistan varsa başında zar zor kan aldığın hastanın odasından tam çıkmış kanı tüplere boşlatmışken “canımmm o hastadan bir de mor tüpe kan alsanaaa” diye bir ses gelir asistandan.

Hastanenin tüm gereksiz angarya işlerini yaparsın. O kadar arkanda seni savunan biri yoktur ki sekreterler, hasta bakıcıları bile seni aşağılar yüzüne bakmaz. Ve işin garip tarafı bir süre sonra bu düzen bu aşağılama normal gelir. Birisi normal insan gibi davransa “nekaddar iyii biri yaaa çok süper birisi” diye hayran olursun, gözlerin falan dolar. Hemşireler zaten ertesi gün evlerine gitceği sen orda sürünmeye devam etceğin halde işlerini sana yaptırırlar birde eksik yapma diye komutan gibi gezerler başında kan şekerine baktın mı bak bu saatte bakcaksın unutma bıdı bıdı kafanı s.kerler. Hatta uyanmadıysan gelip dürtükler uyandırırlar kendileri bakmak yerine bir tanecik kan şekerine. Kalemim yoktu da hemşirenin birinden kalem istemiştim onun yapması gereken işin sonucunu yazmak için bir ton laf yemiştim sonra lütfedip kalemini verdikten sonra da insan bir teşekkür eder bilmem ne die laf sokmaya devam etmişti. Ve bu o kadar normal gelmişti ki o zaman bana. Öyle aşağılanmak, azarlanmak , selam bile verilmemesi,verilen selamın alınmaması, yan tarafta çay içip çekirdek çitlerlerken sen ölsen umurlarında olmaması…O sistem içinde o kadar benimsetmişlerdiki ancak şimdi fark ediyorum bırak doktor gibi davranılmasını insan gibi bile davranılmadığımızı. Bir kere bunların çaydanlığından çay almıştım aşağı kantine inecek vakit bulamadığımdan. Of nerdeyse kusturacaktı o çayı bana..parasını veriyim demiştim bir de ayrı azar çekmişti,sonrada mutfak kapısına “internler giremez” yazmıştı kompleksli hemşirenin teki. Hocalar ise bizi gelip geçici gördüklerinden, bize hemşirelerin nasıl davrandığını anlattığımızda çiçek alıp gidin gönüllerini alın falan demişti ben onlarla konuşuyum bir bile diyip gönlümüzü almamıştı adam ya.

Mecburi hizmete başladığımda bana doktor olarak davranılması, saygı duyulması, benim bir yıl boyunca yaptığım o kadar angarya salak işin benim eğitimime gram katkısının olmadığını görmek o kadar dokunmuştu ki bana… Doktorluk başka bir şeydi ve bana bunu öğretmemişlerdi. Hatta unutturmuşlardı bildiklerimi de o son sene de… Karar vermem, insanları yönetmem, tedavi orderi vermem gerekiyordu.Halbuki ben son sene ders çalışmaya bile vakit bulamadan ambu yapıp el kası çalışmış ve kan şekeri bakıp,ekg çekip hemşirelik eğitimi almıştım.

Neyse internlüğün tıpın son senesinde olmasının asıl nedeni artık yolun geri dönülemeyeceği kadar gidilmiş olması sanırım. Ve internlük bu hayatta bir kere yapılır ancak deseler hadi bir daha yap yok yani gözüm yemez o salak dünyaya tekrar girmeyi. Çömez asistanlık da bölüm ve ortamına göre daha da beter bir dünya olabilir tabi ama henüz tatmadığımdan bu konuda ne desem boş.

14 Şubat 2012 Salı

Arkadaşımın Aşkı Mevzuları


Şu hayatta hala kabullenemediğim bir şey varsa o da arkadaşının eski sevgilisiyle çıkmak.Ya da bir erkeğin ilişkisi varken tanışıp sonra flört edip sonra adamın öbür kadını bırakıp sana gelmesi.Neyi büyük konuşsam hayatta yapmam diye cümleye başlasam başıma geldiğinden temkinli konuşmakta fayda var tabi ama nasıl kabullenilir böyle bir şey.

Yalnız bunu düşünmemin nedeni tamamen bencillik.Yani arkadaşlık öldü mü,yazık değil mi o kıza falan değil.Ben o adama hayatta güvenemem.Arkadaşlarından kendi arkadaşlarımdan herkesten şüphelenirim.Paranoyak,diken üstünde biri olur çıkarım.Şimdi bu o kızı benim için bıraktı yarında beni başkası için bırakır bu salak derim.O adam benim için daha iyi oyuncak buldu mu ona giden doyumsuzun tekidir.Kendine güven de bir yere kadar yani. “Hahayt benim için bilmem kaç yıllık sevgilisini bıraktı ne süperim yaa” diye düşünürken azıcık da o kadar senelik sevgili olunca seninde aynısının tıpkısının başına gelebileceğini düşünürüm ben bu durumda.

Gerçi ben empati işini abartabiliyorum bazen.Ünvtede benle aynı dönemden tanıdığım bir çift vardı.Çocuk öyle ahım şahım bişey değil,kız da süper değil ama idare eder işte.İkisi de öyle samimi arkadaşım falan değil.Selam verip geçtiğim insanlar.Bunlar birinci sınıftan beri çıkıyordu.Aynı ders grupları aynı arkadaşlar derken iyice yapışık ikiz modundalardı.6 yıl ya dile kolay.6 yıl çıkmak ne demek.Ben 3 senelik sevgilimden ayrılınca bu çiftlere bakıp millet yetenekli biz yeteneksiz diye üzülüyordum falan.Neyse son sene bunların nöbet grupları falan ayrıldı.Sonra bu çocuk gitti kendi grubundan bir kızla çıkmaya başladı,ayrıldığının 15.gününde falan,hatta belki daha önce ama ben “yaa arkadaştır onlar bee” diye saf saf düşündüğümden 15.gün keşfetmişte olabilirim.Öbür kızla niye ayrıldı falan hiç bilmiyorum ama nasıl bir empati yaptıysam resmen çocuğa düşman oldum.Gören diycek herhalde bu hoşlanıyodu çocuktan.Kıza ayrı sinir oluyorum zaten.6 yıl gözünün önünde çıkmışlar,yapışık ikiz gibi gezmişler hangi mide kabullenebiliyorsun sen şimdi?Bu kadar mı evde kaldım kim olursa kabulümdür moduna girilir ya? Sonra bunlar nişanlandılar facebooka hemen bin tane çok mutluyuz sende 6 yıl çıktığınla kal modunda fotoğraflar eklediler. Benim içim bile nasıl acıdı kızı düşünemiyorum bile.

Bir de ağzımın payını magazin dünyasından bir çift vermişti.Bunlar aynı dizide oynuyorlardı.Hatta adam evlenmişti dizi devam ederken kadınında sevgilisi vardı.Neyse adam karısından boşandı,kadında sevgilisinden ayrıldı.Bunların arasında aşk dedikoduları başladı.Nasıl savunmuştum onları,magazincilere nasıl kızmıştım ya.”İşte arkadaş olamaz mı iki insan,arkadaşıyla tatile gidemez mi,kaç senedir aynı dizideler konuşmasınlar bide,erkekle kadının arkadaş olmasına alışık değil tabi bu millet” diye ağzıma geleni söylemiştim.Sonra ortaya çıktı ki bunlar beraberlermiş,hatta evlendiler.Ben öyle susup kaldım ama gene empati yapmadan duramadım tabi.Ben kadının yerinde olsam dizi setinden ayrılmam zaten magazin basınının dediğine göre o da öyle yapıyormuş.Adam bir kere yaptı sonuçta niye bidaha yapmasın dimi ama.

Gerçi öyle sahipli tiplerin daha bir çekici gelme durumunu da inkar etmemek lazım.Bizim lisede salak bir kız vardı.İlgi çekmek için birsürü mallık yapıp dururdu.Herkesin keyfi yerindeyse bu somurturdu bir köşede yada milletin canı sıkkınsa ortada sevgi kelebeği gibi şakırdı falan.Erkeklerde saf oluyor kanıyor böyle ilgi delisi salak tiplere.İşte bu kızla muhabbetim vardı bir şekilde.Buna flörtleştiğin,hoşlandığın çocuğu söyle hemen dibinde biterdi çocuğun.Çocuğa yavşardı cilveler yapardı.Birde salak kız bunu “aa senle aranı yapıyım diye samimi oluyorum hani ortam olsun diye” ayağına yapardı bir haltta diyemezdin.Çocuğun iyice aklını karıştırırdı.Sende gönlü varsa bile kızın arkadaşı bana asıldığına göre kız benden hoşlanmıyor herhalde diye rotayı çevirirdi başkasına.Başka bir olaylar oldu da bu kızla küstük neysede kurtuldum bundan.Yoksa aşk hayatım zaten bok gibiyken daha da bok gibi olarak bitirirdim liseyi bu kız yüzünden.

Tıpın Evreleri


Tıpın eğitimi uzun olunca kendi içinde aşamalara ayrılması kaçınılmaz oluyor tabi..

Tıpın ilk yılı: Kendini acayip akıllı görür..o zamana kadar sınıfın en başarılı en inek öğrencisi olmustur. Tıpı kazanmanla sana zaten herkes “wayy doktor” demeye başlamıştır.Böyle bir level atlamış,tamam bundan sonra hayat çok güzel olcak duygusuyla gelir anfiye. Tıptaki kızları öyle bakımsız falan anlatırlar ya,bende demiştim ahanda sınıfın en güzel kızı olcam yaşasın..ama yok öyle bir şey,yani daha nöbetlerin yıpratamadığı kız nüfusu oldukça bakımlıdır güzeldir.ünvteye başlıyoruz diye ayrı bir özenilmiştir zaten kendine. Erkeklerden ise bahsetmek bile istemiyorum.Sadece şöyle diyim; eğer kendinize tipinize falan güvenmiyorsanız param da yok ama gelsin güzel kızlar gitsin güzel kızlar olsun istiyorum diyorsanız tıp sizin için en uygun meslek ey erkekler..Neyse işte ünvte ortamı heyo ben zaten zekiyim son gün çalışıp hep yüksek alırdım lisede modundaki öğrencimiz ilk sınavlarla boyunun ölçüsünü alır ve artık herkesin çalışkan ve inek olduğu bir ortamda olduğunun,aslında güzel günlerin geride kaldığının farkına varır. Bu senenin tatillerinde eve giden tıpçı birden komşuların,akrabaların aşırı ilgisine maruz kalır. Zira memlekette orası burası ağrımayan yok. Sadece tansiyon ölçmeyi bilen (o da ortam çok sessiz olursa) tıpçı biz daha onlara gelmedik diyemeyeceğinden sağlık programlarından öğrendiklerini satmaya çalışır ki onu da yapamaz mırın kırın eder ancak.

Tıpın ikinci yılı: Artık tıp ortamına alışan tıpçımız azıcık ortam edinmeye başlar ve kaçınılmaz soruyla karşılaşır. “Kadavra gördün mü?” İlk başlarda olay onun içinde çok yeni olduğundan böyle hevesle anlatır orasını burasını. Dışarıdan izleyen biri afrikanın balta girmemiş ormanlarında mumyalarla karşılaştığını sonra da oturup onlarla çiğ kertelenkele yedi onu anlatıyor sanır aşırı böbürlenmelerden ve gelen ıyyy tepkilerinden. Bir süre sonra zaten kokusundan her bişeyınden tiksindiği, onun için ezberlenmesi gereken kas-sinir-damar yığınından başka bişey olmayan kadavradan söz açılması bile içini bayar. “hee gördüm der “ geçer ,senden hikaye bekleyen gençleri duyanlar duymayanlara anlatsın diye başından savar.

Tıpın üçüncü yılı: Yavaş yavaş hastalıkları öğrenmeye başlayan tıpçı birden tüm bu hastalıkların kendinde olduğunu keşfeder.Karnın ağrır cırt olmussundur “aman da akut karınım sanırım” der.Kanserleri,ölümcül hastalıkları,kalıtsal hastalıkları her komiteyle birlikte yavaş yavaş geçirir. Bu dönemde gerçekten olabilen hastalık ise distimik bozukluktur. Zira tıpçımız sınav zamanında depresyona girer sınavdan çıkınca çılgınlar gibi sevinir eğlenir dağıtır ve bu periyot ömrü boyunca sürüp gidecektir artık. Sınav yerine nöbet olcaktır sadece.
Artık hastalıkları bilen tıpçı tatilde eve gittiğinde bunları konuya komşuya satmaya azıcık doktorluk yapmaya çalışır ama ilk iki yıl bir halt bilmediğine karar veren yakın çevresi onu hayal kırıklığına uğratır.

Tıpın dördüncü yılı: Klinikte hasta görmeye başlayan tıpçı artık giyimine saçına sakalına acayip özen gösterir. Ben sırf bunun için alışveriş yapmıştım. Topuklular alıp evde onlarla yürümüştüm alışıyım diye. Tüm hastalara karşı aşırı bir iyi niyet, elinden geldiğince onlara yardım etme, her gördüğü hastayı muayene etme, hocanın gözüne girebilmek için acayip bir yalakalık falan filanla başlar bu yıl.Neyse ki zaman geçtikçe bu işlerin boş olduğunu fark eder.Erkekler bu dönemde önlüklerinin değerini anlar,heryere önlükle gitmeye başlarki kızlar onlarla ilgilensin.Benim arkadaşın masasına gelip telefonunu bırakmıştı kız ya sırf önlük giyiyor diye. Kızlar da arkalarından hemşire hanıımmm diye bağıranlara hemşire değilim ben tıp öğrencisiyim demekten yorulduklarından nefret ederler o önlükten. Bir de tabi bu sene de en iyi öğrenilen şey yol tarif etmektir. Zira hastanede oraya buraya koşturduğunuzdan hastalarda yol sormak için ortaya salınmış görevliler sanar sizi. Bir keresinde o kadar acelem var ki o topuklarla depar atıyorum nerdeyse, çevrede de boş boş duran erkek tıpçılar var aslında. Neyse amcanın biri beni durdurdu kızımmm baksana diye. O zamanda daha akıllanmamışım böyle anlayışlı iyilik abidesi bişeyim hastalara karşı. Durdum, bana yol soruyor.Tabi erkek tıpçıları doktor beni de her soruyu cevaplamaya hazır hemşire olarak gördüğünden neden acelem olsunki durup ona yol tarif etmekten önemli ne yapabilirim ki sanki diye düşündü sanırım. Ki benim bu yol tarif etme hakkında öğrendiğim şey insanlar ilk iki cümleden sonrasını dinlemiyor,oraya kadar gidip yeniden soruyor.Boşuna kasmaya gerek yok yani bir yere kadar tarif et sus.

Tıpın beşinci yılı:En güzel yılıdır aslında.Ağır dersler bitmiştir.TUS muhabbeti başlamıştır ama daha ensesinde değildir.Acaba Türkiye birincisi olsam mı,yok ya ama resmim çıkmasın modundadır tıpçımız.Sevgilisi falan yoksa sevgili bulma telaşına girilebilinir.Kendisini doktor olarak hisseder.Herşeyi biliyorum sanır. Arasıra mühendislik falan yazıp okulu bitiren,yurtdışına mastıra falan giden arkadaşlara sinir olunsa da daha okadar dokunmaz.Fırtınadan önceki sessizlik modunda emeklilikten önce geçirilebilecek belkide son boş anlardır,değeri bilinmelidir.

İnternlük yani tıpın son yılı ise başlı başına bir olaydır ve birkaç yazı konusudur. Travmatiktir anlat anlat bitmez.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...